
[Büyük İslam İlmihali]
[Dini Terimler]
[Kaynaklarıyla Tasavvuf (2)]
[Kaynaklarıyla Tasavvuf -1 ]
[Kütüphane]
Pazar, 27 Eylül 2009
Allahu Teala kuru toprakları yağmur ile canlandırıp yeşerttiği gibi; manen ölü kalpleri de nuru ile diriltir. Bu ilahî nur, ulaştığı yerleri ve beldeleri âbad eder; insanı melekleştirir, kalpten çirkinlikleri giderir, ruhu güzelleştirir, hak ile batılı seçtirir, kulu taata koşturur, sönmeye yüz tutmuş azimleri coşturur, zorlukları kolaylaştırır, hayat nur ve rahmetle dolar.
Bütün peygamberler (aleyhimüsselam), insanlığa bu nur ile gönderilmişlerdir. Allah’ın izniyle bu nurla kalpleri terbiye ve tezkiye etmişlerdir. İlahî davetin esası bu nurdur. Hidayet, marifet, teslimiyet, taat ve irşat bu nur ile olmaktadır.
Allahu Teala, kalplerin ilacı olan bu nuru bize Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz ile göndermiştir. Onun her şeyini bir nur yapmıştır. Efendimiz (s.a.v), Yüce Allah’ın: “Rasûlüm! Biz seni ancak alemlere bir rahmet olarak gönderdik.”100 iltifatına mazhar olmuştur.
Efendimiz (s.a.v) bütün insanlığa bir rahmettir. Özellikle müminlere ilahî bir ikramdır. Nimetin sahibi Yüce Rabbimiz onu bize şöyle tanıtır:
“Andolsun Allah, müminlere, içlerinden kendilerine ayetlerini okuyan, onları (küfür, nifak ve isyan kirlerinden) temizleyen, kendilerine kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle ne büyük bir iyilikte bulunmuştur. Halbuki onlar daha önce apaçık bir sapıklık içinde idiler.”101
“Ey Peygamber! Biz seni bir şahit, bir müjdeleyici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.
Seni, Allah’ın izniyle O’na çağıran bir davetçi ve nur saçan bir kandil olarak görevlendirdik.
Müminlere Allah’tan büyük bir lütfa ereceklerini müjdele!”102
“Sen onların içinde bulunduğun sürece Allah onlara azap edecek değildir. Onlar istiğfar ettikleri sürece de Allah kendilerine azap etmeyecektir.”103
Allahu Teala, Rasûlullah (a.s) Efendimizle bütün aleme ve hususiyle müminlere en büyük iyiliği, en açık tecelliyi, en şifalı tedaviyi yapmış, onu saadetin ve cennetin vesilesi kılmıştır. Onunla kainata yayılan rahmet kesilmemiştir. Açtığı nurlu yol kapanmamıştır. Onun davet ve irşadı önemini yitirmemiştir. Saadetli kalbinden yayılan nur, aşk ve edep sönmemiştir. Kıyamete kadar da bu nur, nasibi olanları aydınlatmaya, aşıklarını ağlatmaya, huzur arayan kalplere safa, buhran içinde kıvranan cemiyetlere şifa olmaya devam edecektir. Bütün kulların ve kainatın ilacı budur.
Yüce Rabbini inkar ve O’nun emirlerini ihmal ederek, madde ve menfaat hedefi üzere kurulmuş hiçbir sistem, Allah’ın halifesi olacak sıfat ve kıvamda yaratılmış insana yetmeyecektir. Hayatı ve ölümü yaratanı bırakıp da maddeye tapan beşeriyet, her iki dünyada da gülemeyecektir. İnsanlığın saadeti nefret ve inkar değil, sevgi ve imandır. Saadet olacak sevgi; ebedî olanıdır. Bunu alacağımız tek kaynak, Hz. Rasûlullah’dır (a.s). Kendisinden sonra bu ilacın dağıtımını Rabbanî alimler, kamil mürşitler yapmaktadır.
Bu iş nasıl olur? Ebu l-Hasen Ali en-Nedvî, bunu şöyle anlatıyor:
“Şüphesiz, ihsan ve batınî fıkıh mertebesine ulaşmış, tezkiye edilmiş nefis sahibi kamil mürşitler olmasaydı, müslümanlar, iman ve ruh bakımından çoktan çöker, zalim ve azgın materyalizm dalgası şu Ümmet-i Muhammed’in imanından kalan kalıntıyı da çoktan yutardı. Kalplerin Allah’la, hayatın ruhla, cemiyetin ahlakla olan irtibat ve ilgisi çoktan zayıflardı. Samimiyet ve hasbilik hepten kaybolurdu. Batınî hastalıklar iyice yayılır, kalp ve nefisler onulmaz hastalıklara yakalanır, doktor da bulunamazdı. insanlar dünyaya dört elle sarılır, ilim erbabı makam, mansıp ve mal için yarış eder, tamah ve ihtiras gözlerini çoktan bürürdü.
Evet, onlar olmasaydı, peygamberlerin en önemli vazifelerinden biri olan kalbin manevi kirlerden arındırılması, nefis terbiyesi, ihsan ve batınî fıkha davet vazifesi duraklar, işlemez hâle gelirdi.
« Back