|
TASAVVUFÎ TEFSİRLERİN MEYDANA GELMESİ |
Başlangıçta sahabe ve tabiûn açıklamalarından oluşan Naklî Tefsir’e, daha sonra Aklî=Re’y Tefsiri de eklenmiş oldu. Böylece farklı fırkaların görüşlerini yansıtan tefsir ekolleri doğdu. Bu arada mutasavvıflar da, kendi kanaatlerine uygun düşen görüşleri, bilgileri bir araya toplamaya başladılar. Özellikle yaşadıkları manevi zevk ve vecd haline göre ayetlerden bir takım ince manalar çıkarıyorlardı. Bu çeşit tefsire, ilk anda akla gelmeyen fakat ayetin işaretinden tefekkürle kalbe doğan mana anlamında İşârî Tefsir adını verdiler. Böylece diğer tefsir ekolleri yanında, mutasavvıfların görüşlerini aksettiren Tasavvufî=İşârî Tefsir Okulu da doğmuş oldu. Kehf suresinde anlatıldığı üzere, öğrenme ile elde edilen bilgiden ayrı olarak, Allah tarafından lütfedilen Ledünnî bir ilim de vardır. Hz. Hızır’a (a.s) da verilen ve işin iç yüzünü gösteren bu ilmi, gizli karakterlerinden dolayı ilk anda anlamak kolay değildir. Bilhassa riyazet ve fazla ibadet sayesinde ulaşılan bu gizli bilgiyi herkesin hazmedemeyeceği, böylece insanları yanlış bir anlayışa götürebileceği sufiler tarafından dikkate alınarak, kalblerine doğan bu bilgileri kapalı bir üslûpla, rumuz ve işaret yoluyla ifade etmeyi tercih etmişlerdir. Nitekim yaptıkları tefsirlere sadece tefsir değil, işaret adını vermişlerdir. İşte bunun için tasavvufî tefsire İşârî Tefsir denmiştir. Tasavvufî bilgiler, nazarî ve amelî olmak üzere iki kısma ayrılır. Buna parelel olarak da, her kısmın görüşlerine uygun iki çeşit tefsir meydana gelmiştir. a-İşârî Sufi Tefsir: Bu tefsir, yalnız seyr ü sülûk erbabına açılan ve zahir mana ile bağdaştırılması mümkün olan bir takım gizli manalara ve işaretlere göre tefsir etmekten oluşur. Esas itibariyle sufinin bulunduğu makama göre kalbine doğan ilham ve işaretlere dayanır. b-Nazarî Sufi Tefsir: Kur’an ayetlerini bir takım nazariyelere, felsefî görüşlere uygun düşecek biçimde anlamaktır. Bunlar genelde Allah’ın kelamını, kendi görüşlerine uyacak şekilde asıl mecrasından saptırarak te’vil ederler. Bundan dolayı, Kur’an’ı bu çeşit tefsircilerin kendi görüşlerine uydurmaya çalışan nazarî sufi tefsirlere, ilmî manada itibar edilmez . İşârî tefsirci, tefsir ettiği ayetin, verdiği mananın dışında başka bir manasının olmadığını iddia etmez. Aksine kendi tefsirini onun manalarından biri olarak kabul eder. Riyazet ve ibadetle ruhu aydınlanan mutasavvıf, kutsal işaretleri alacak dereceye ulaşır ve orada ayetlerin taşıdığı iç mana kalbine doğar. Fakat nazarî müfessir, ayet üzerindeki yorumunu özellikle felsefî fikirlerine ve görüşlerine dayandırdığından emniyetli değildir. Kur’an’da gizli ilimler, sırlar, hikmetler ve işaretler mevcuttur. Kur’an’ın incelikleri bitmez. Alimler ona doymaz. Her akıl onu aynı seviyede anlamaz. Takva nuru olmadan Yüce Allah’ın gerçek muradı anlaşılamaz. Çünkü Yüce Allah bu kitabın ancak muttakiler için bir hidayet kitabı olduğunu, kalbi perdeli olanların onu anlamayacağını haber vermiştir. Şimdi Kuran’ı anlamada ariflere verilen özel ilimlerin ne olduğunu ayet ve hadislerden öğrenelim: |