|
El-Mekkî’nin Sünnet Anlayışı |
Sünneti lugatta tarik (yol), en sağlam yolun ismi olarak tarif eden Ebu Talib el-Mekkî, Hz. Peygamberin sünnetini Aziz Kitabın tefsirinde ihtiyaç duyulan ve Cenab-ı Hakk’ın bizlere bahsetmiş olduğu bir nimet olarak görmekte ve şöyle demektedir: “Allah Teala’nın bizlere nimet olarak bahşetmiş olduğu sünnet İslam nimeti gibidir. Çünkü Yüce Allah, Aziz Kitabının tefsirini Hz. Peygamber’in (s.a.v) sünnetine bırakmıştır. Ayrıca Allah Teala, ona itaat etmeyi kendisine itaat etmekle birlikte zikretmiştir. Bundan dolayı da, Hz. Peygamber’i (s.a.v) bize nimet olarak bahşetmiştir. Bu ise, Allahu Teala’nın marifetini bize nimet olarak bahşetmesidir.” Bir başka yerde de, Rasûlullah’dan (s.a.v) sahih olarak gelen hadislere ve bunların kabul edilmesine imanın vacip oluşunu ve Hz. Peygamber’e (s.a.v) itaatin farz oluşunu ifade ettikten sonra bunun gerekçesini şöyle anlatmaktadır: “Zira Allah Teala, Rasulullah’a (s.a.v) itaati imanın şartından kabul etmiş ve bu itaati kendi itaatine bağlı kılmıştır. İlahi hüküm şudur: “Siz gerçekten inanan insanlar iseniz, Allah’a ve Rasûlüne itaat edin!”105 Ayrıca Allahu Teala, rahmete ermek için takvanın yanında, Hz. Peygamber’e itaatı da şart koşmuştur. “Hz. Peygamber’e (s.a.v) itaat edin ki, rahmete erdirilesiniz.”106 Ayetini bunu göstermektedir. Bunun dışında Allahu Teala Rasûlullah’ın (s.a.v) emrine karşı gelmekten sakındırmış ve ona icabet etme konusunda ayrı bir emir vermiştir. Ayeti kerimelerde şöyle buyurmuştur: “…Bundan dolayı o Allah Rasulünün emrine aykırı davrananlar kendilerine bir belanın çarpmasından, yahut onlara acı bir azabın uğramasından sakınsınlar.”107 “…Allah sizi kendisinin emirlerine karşı gelmekten sakındırır.”108 “…Ey inananlar, sizi yaşatacakları şeyleri çağırdıkları zaman, Allah’ın ve Rasulünün çağrısına koşun…”109 “…Sana biat edenler (İslam uğrunda ölünceye kadar savaşmak üzere sana söz verenler) gerçekte Allah’a biat etmektedirler…”110 Bu son ayette Allauh Teala kitabında Rasûlullah’ı (s.a.v) en iyi şekilde methetmekte ve faziletini en açık ve kesin bir şekilde ortaya koymaktadır. Çünkü lafızda onu kendisinden bedel kıldığı gibi, hükümde de kendi makamı yerine koymuştur. Rasûlullah’ı (s.a.v) sevmek konusunu işlerken de, Hz. Peygamber’in sünnetini rey ve akla tercih etmeyi bu sevginin alameti olarak gördüğünü şu sözleriyle ifade etmektedir: “Rasûlullah’ı (s.a.v) sevmenin alemetlerinden birisi de, onun sünnetlerini rey ve akla, yardımını da (nusretini) mal, nefis ve söze tercih etmektir. Yine onu sevmenin alametlerinden birisi de, zâhir ve bâtında ona uymaktır. Farzları yerine getirmek, haramlardan kaçınmak, Hz. Peygamber’in (s.a.v) ahlakıyla ahlaklanmak, şemâil ve adabıyla edeplenmek, tuttuğu yolu izlemek, haberlerini araştırmak, dünyadan gönlü çekmek ve dünyaya bağlananlardan yüz çevirmek, gaflet ve heva ehlinden uzaklaşmak, dünya ile öğünmek ve dünyalığı çoğaltmayı terketmek, ahiret amellerine yönelmek, ahiret ehline yaklaşmak, fakirleri sevmek ve onlarla çok oturmak, fakirlerin dünyaya düşkün zenginlerden daha faziletli olduklarına inanmak, Hz. Peygamber’in zâhirine uymanın gereklerindendir.” Mekkî’nin, sünnetle kendi sözü çatıştığında, sünnetin sözünü iptal edeceği ve görüşünün o doğrultuda değişeceğini anlatması da sünnet hakkındaki düşüncesini gösterir bir başka misaldir. Rasûlullah’ın (s.a.v) meşguliyet neticesinde eda edemediği namaz konusunda rivayet ettiği “Bizi orta namazdan; ikindi namazından alıkoydular…”111 hadisini naklettikten sonra o şöyle demektedir: “Eğer bu hadis sahih ise, bizim söylediklerimiz batıl, Rasûlullah’ın (s.a.v) sözü sabittir. Çünkü o, haktır ve biz onu söyleriz. Haberin sabit olduğunu sanıyorum.” Daha sonra da, konuyu te’kit edici bir başka haber nakletmektedir. Aşağıda zikredeceğimiz misal ise, Ebu Talib el-Mekkî’nin sünnetin bağlayıcılığı karşısındaki tavrını anlatmaktadır. “Allah Rasûlü Ebu Saîd Râfî b. el-Muallâ’yı namaz kılarken çağırır. Ebu Saîd namazını gerekçe göstererek Hz. Peygamber’e cevap vermez. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v) Allah: “Sizi çağırdıklarında Allah’a ve Rasûlüne icabet edin”112 buyurduğu halde niçin cevap vermiyorsun? buyurur.”113 Hadisi şerifi naklettikten sonra Ebu Talib şu mütalaayı serdetmektedir: “Bu hadis, herhangi bir konuda bir haber varid olduğunda sünnet ve icma tahsis etmediği müddekçe onun umuma şamil olduğuna delildir.” Aynı şekilde bir başka yerde de: “Mücmel olarak varid olan haberin sünnet tahsis edinceye kadar genele şamil olur ve o şekilde amel edilir” demektedir.”114 |