SEKİZİNCİ BÖLÜM
GECE YAPILACAK
ZİKİR VE AMELLER


          Gece virt olarak devamlı yapılacak zikir ve ameller beş tanedir.

       
Birinci Vird: 

          Bu evradın ilki, akşam namazından sonra altı rekat namaz kılmaktır. Bu namazı kimse ile konuşmadan kılmak müstehaptır. 
İlk iki rekatında Kafirûn ve İhlâs surelerini okur. Bu iki rekatı, akşam namazını kıldıktan hemen sonra hiç konuşmadan ve başka bir şeyle meşgul olmadan kılmalıdır. Haberde şöyle varid olmuştur:

          “Akşam namazından sonra, hemen iki rekat daha kılınız, çünkü bunlar akşam namazı ile birlikte yükseltilir, kabul edilir.”291

          Evi mescide yakın ise, bu iki rekatı evinde kılmasında bir beis yoktur. Diğer dört rekatını uzatarak kılmalıdır. Ahmed b. Hanbel, bu iki rekatı evde kılmayı müstehap görür ve kendisi de onu evinde kılar ve: “Onu, evde kılmak sünnettir, çünkü Nebi (s.a.v) onu evinde kılardı”292 derdi.

          Fakat Rasulullah’ın hane-i saadetleri mescidin hemen yanında idi. Onun için bu iki rekatı mescitte kılardı. 

          Sonra, akşamla yatsı arasında, ikinci şafak kayboluncaya kadar namaz kılar. İkinci şafak; batı ufkunda kızıllığın gitmesi, gecenin gelmesi ve karanlığın çökmesinden sonra olan beyazlıktır. Bu da, güneşin batı ufkunda kalan son şualarıdır. Bu sırada güneş, arzı ulyayı kateder ve doğuya varmak üzere Kaf dağının arkasından yükselerek döner.293

          Bu vakit, yatsı namazının kılınmasının müstehap olduğu vakittir. Bu, gece evradının birincisidir. Bunda ki namaz, gecenin ilk kısmında kılınan namaz demektir. Çünkü bu vakit, akşamın başlayıp ilerlemesi zamanıdır. Diğer ifadesiyle Yüce Allah’ın şu ayette buyurduğu vakittir:

          “Ey Rasulüm! Gecenin bir kısım saatlerinde tesbih et.”294 Ayette geçen “Ânâu” kelimesi, vakit anlamına gelen “Ân” kelimesinin çoğuludur.

          Yüce Allah, bu vakte kasem ederek şöyle buyurmuştur:

          “Şafaka yemin ederim ki, halden hale geçersiniz.”295 Şafak, akşamla yatsı arasındaki vakittir. O da evvabin namazının vaktidir. Evvabin namazına gaflet namazı da denir. Çünkü insanların çoğu bu namazdan gafildir.

          Yunus b. Ubeyd, “Onların vücutları yataklarından uzak kalır.”296 ayeti hakkında Hasan-i Basrî’nin şöyle dediğini nakletmiştir: “Ayet, akşam ile yatsı arasında nafile namaz kılanları övmektedir.”297

          Enes b. Malik’e, yatsı ile akşam arasında uyuyan kimsenin durumu sorulduğunda: “O, yüce Allah’ın müminleri “ayakta kıyam hâlindedirler” şeklinde nitelediği bir zamandır.”Dedi ve bu ayeti okudu.

          İbn Ebi’d-Dünya nakleder: Rasulullah’a (s.a) bu ayetten sorulduğunda: “Ayette anlatılan akşam ile yatsı arasındaki namazdır.” Cevabını verdi.298 Sonra şöyle buyurdu:”

          “Akşam ile yatsı arasındaki namaza devam ediniz. Çünkü o, gündüz yapılan boş işlerin zulmetini giderir. Günün sonunu da süsler.” 299 Yani ameli temizler ve güzelleştirir.

          Kur’an okumak ve namaz kılmak üzere, akşam namazından yatsıya kadar camide kalmak müstehaptır. Bunun faziletli olduğu rivayet edilmiştir. Ancak bir günaha maruz kalmak endişesi olur da, evde kalması daha emniyetli ise, o zaman evinde kalır. Çünkü kusurdan uzak olan şey, daha faziletlidir.

          Sonra yatsı namazının farzından önceki dört rekat sünneti kılar. Farzdan sonra da iki rekat son sünneti kılar. Bundan sonra dört rekat daha kılar. Denilir ki, “yatsı namazından sonra evine gelip kıldığı dört rekat namaz, kadir gecesi kıldığı dört rekata eşit fazilette olur.” 

          Rasulullah (s.a.v), bu namazı evine girdiğinde henüz oturmadan kılardı.

          İbn Mesud, bir namazdan sonra onunla aynı miktar ve benzeri bir namazın kılınmasını hoş görmezdi.

          Önceki alimler, farzdan sonra iki rekat kılmayı müstehap görürlerdi. Sonra dört rekat kılmak ve bu dört rekatta Ayete’l -Kürsî’yi ve ondan sonra gelen iki ayeti, ikinci rekatta Amene’r-Resülü’yü ve ondan önceki ayeti, üçüncü rekatta Hadîd suresinin ilk ayetlerini altıncı ayete kadar ve dördüncü rekatta da Haşr suresinin 22. ayetinden başlayarak sonuna kadar okumak güzeldir.
Dört rekattan sonra, vitir de dahil on üç rekat namaz kılmak, Rasulullah’ın (s.a) en çok kıldığı rivayet edilen namaz şeklidir. Ancak maktû bir haberde, on yedi rekat kıldığı yer almaktadır. Meşhur olan rivayete göre ise, onbir veya on üç rekat kılıyordu. Belki onlar sabah namazının sünnetini de hesap etmişlerdir.

          Bu namazında, üç yüz ve daha fazla ayet okuması müstehaptır. Bunu yaparsa, gafillerden yazılmaz ve abidlerin hâllerine dahil olur. Denilmiştir ki, akıllı ve zeki olanlar, gecenin ilk vakitlerini, güçlü olanlar ise, gecenin son vakitlerini günlük zikirleri için kullanırlar.

          Bu namazında Furkan, Şuara surelerini okursa, üç yüz ayet okumuş olur. Bunları güzelce okuyamazsa, Mufassal surelerden beş tane okur ki, bunların ayetlerinin toplamı da üç yüz eder. Bu sureler şunlardır: Vâkıa suresi, Nûn suresi, el-Hakka suresi, el-Müddessir suresi ve Meâric suresi. Bunları güzelce okuyamazsa, o takdirde et-Târık suresinden Kur’an’ın sonuna kadarki sureleri okur. Bunlar da, toplam olarak üç yüz ayettir.

          Kulun bu sayıdaki ayeti, yatsı namazından sonra kılacağı namazlarında okumadan yatması güzel görülmez. Ancak yatsı namazından sonra uyumadan bin ayet okursa, bu fazileti ele geçirmiş olur, Allah’a çokça dua ve niyaz eden gruptan yazılır.
Ayetlerin en faziletlisi, harflerinin çokluğundan dolayı daha uzun olan ayetlerdir. Ama yorgun olduğunda, kısa ayetlerden okuyarak, sayıyı tamamladığında yine aynı ecri elde etmiş olur.

          Mülk süresinden Kur’an’ın sonuna kadar olan ayetler bin tanedir. Bunları güzelce okuyamazsa, İhlas suresini on üç rekatta iki yüz elli defa okuyabilir. Bu da bin ayet eder ki, büyük bir sevap ve fazilet sebebidir. Haberde şöyle varid olmuştur:

          “İhlas suresini on defa okuyana Yüce Allah, cennette bir köşk bina eder.”300

          Hz. Peygamber’in (s.a.v) her gece okuduğu sureler hakkında bize üç hadis-i şerif rivayet edilmiştir. En meşhur olanına göre, Efendimiz (s.a.v) Secde ve Mülk surelerini okumadan uyumazdı.301 Bundan sonraki rivayete göre, o, her gece İsra ve Zümer surelerini okuyordu. Buna yakın diğer rivayete göre ise; o, her gece Müsebbihat (sebbaha veya yusebbihu ile başlayan) surelerini okur ve bunların, bin ayetten daha faziletli olduğunu haber verirdi. Alimler buna A’lâ suresini de ilave ederek, sayıyı altıya çıkarmışlardır. Haberde varid olduğuna göre Rasulullah (s.a.v), bu sureyi pek severdi. Bu, aynı zamanda onun, bu sureyi çok okuduğunu da gösterir.

          Her gece şu dört sureyi okumayı da bırakmıyorlardı: Yasin, Lokman, Duhan ve Tebareke süreleri.

          Kişi bunlara Vâkıa, Saff, el-Hakka ve Zümer surelerini ilave ederse, sayıyı çoğaltmış ve güzel bir amel yapmış olur.

        Şayet ibadetleri arasında gece kalkıp namaz kılmak alışkanlığı yoksa, bu durumda, Ebu Hureyre’den rivayet edilen şu habere istinaden, vitir namazını kılmadan yatmaz. Ebu Hüreyre şöyle demiştir: “Dostum Rasulullah (s.a), bana vitir namazını kılmadan uyumamamı tavsiye etti.”
302

          Ama gece namazına kalkma alışkanlığı varsa, bu takdirde faziletli olan, vitir namazını tehaccüd namazından sonra veya gecenin son vaktinde kılmasıdır. İbn Ömer’den nakledilen bir hadiste şöyle buyuruluyor: 

          “Gece namazı, ikişer ikişer kılınır. Sabah namazından yana endişe ediyorsan, bu namazını bir rekat kıl”303 

          Hz. Aişe’nin rivayeti şöyledir: “Rasulullah (s.a.v) vitir namazını gecenin ilk kısmında, ortasında veya sonunda kılar ama onu seher vaktinden sonraya bırakmazdı. Vitir namazını kılmış olup da, gece kalktığında vitir namazını tekrar kılmazdı.”304 Nitekim haberde varid oldu ki, “Bir gecede iki vitir yoktur.”305

          Bazı alimler şöyle demiştir: “Gecenin ilk kısmında bir rekat daha kılarak vitir namazını çift rekatlı yapardı. Sonra gece namazını kılar ve onu tek rekatlı olarak bitirirdi.” Bu konuda Hz. Ömer ve Ali’den nakledilen bir eserde şöyle denmektedir. “Şayet vitrin ilk iki rekatını kıldıktan sonra uyur ve gece namazına kalkar da iki rekat namaz kılarsa, bu aslında vitir namazının üçüncü rekatı demektir. Bunu iki rekat olarak kılması tek kılmak istememesindendir.”

          Sonra geceleyin namaz kılmaya başlar. Sonunda namazını tek rekatla bitirir. Böylece üç ameli yapmış olur. Bunlar; kasrı emel, vitir namazını tahsil ve bu namazı gecenin sonunda kılmaktır. Aynı şekilde Rasulullah (s.a), vitir namazından sonra oturarak iki rekat daha namaz kılardı. Şüphesiz, en iyisini Allah bilir.

          Bu iki rekatta, Zilzal ve Tekasür surelerini okuduğu iki hadiste yer almaktadır: “Nebi (s.a) bunları okurdu.” Çünkü onlarda korkutma ve öğüt verme vardır. Diğer bir rivayette ise; Kafirun suresini okurlardı. Çünkü, bunda Yüce Allah’ı tenzih ve ibadetin yalnız O’na tahsisi vardır. Rasulullah (s.a), bu sureyi uyumadan önce okurlar ve yatmadan önce okunmasını tavsiye ederlerdi.306
Gece kalkma alışkanlığı olmayan veya uyuyup kalması daha kuvvetli ihtimal hâlinde olan kimselerin, vitir namazlarını kılarak yatmaları müstehaptır.
307 Vitir namazını sonra kılmak, fecri sadığın doğmasından önce uyanma alışkanlığı olanlar için daha faziletlidir. 

          Vitir namazını kılınca, şu duayı üç defa okur: 

       
“Subhane’l-Meliki’l-Kuddûs Rabbi’l-Melâiketi ve’r-Rûhı Celleti’s-semâvâti ve’l-erdı bi’l-azameti ve’l-ceberûti ve te’azzezet bi’l-kudreti ve kahhereti’l-ibâde bi’l-mevti


       
İkinci Vird: 

          Yatsı namazından yatıncaya kadar olan sürede yapılacak ibadetlerdir. 

          Yüce Allah, ayetinde bu vakte yemin ederek şöyle buyurmuştur:

          “Geceye ve onda basan karanlığa yemin olsun ki...”308 

          “Gecenin karanlığı bastırıncaya kadar...”309 Yani gecenin karanlığı çöküp toplandığında demektir.

          Sonra abdestli ve zikirle meşgul olarak uyur. Ama salih insanlar uyku bastırmadıkça uyumazlar. Onlar sadece uyumak için uyumayı mekruh sayarlardı. Yani çok uyumayı adet haline getirmeyi hoş görmezlerdi.

          Ama faziletinden dolayı gecenin ortasında veya sonunda namaz kılmak üzere uyumaya çalışan kimseler de vardır. Kimin uykusu, kendisini namaz ve zikirden engelleyecek kadar bastırırsa; artık onun uyuması sünnettir.310 Çünkü o, ancak uykusunu aldıktan sonra, söylediğini anlayabilir ve ibadetlerini yapmada canlılık bulabilir. 

          İbn Abbas, oturarak uyumayı mekruh görürdü. Haberde şöyle varid olmuştur. “Gece ile yarışmayın.”311

          Rasulullah’a (s.a) falan kadın geceleyin namaz kılıyor, uykusu bastırınca da bir ipe tutunuyor, denildi. Böyle yapmaktan nehyetti ve şöyle buyurdu : 

          “Sizden biriniz gece namazından kendisine kolay geldiği kadarını kılsın; uykusu bastırınca da yatıp uyusun”312 Yine şöyle buyurdu: 

          “Sizler, gücünüz yettiği amelleri yapınız. Çünkü siz bıkmadıkça Yüce Allah sevap vermekten usanmaz.”313

        Rasulullah’a (s.a) “Filan kimse geceleyin devamlı namaz kılıyor ve hiç uyumuyor, devamlı oruç tutuyor hiç ara vermiyor”, denildi. Şöyle buyurdu:

          “Bu İslam dininin en hayırlı ameli, kolay olanıdır.” 314

          Sonra şöyle buyurdu: 

          “Fakat ben; namaz kılıyorum ve uyuyorum. Oruç tutuyorum, bazen ara veriyorum. İşte benim sünnetin budur. Kim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir.”315

          Yine şöyle buyurdu :

          “Bu dinle yarışmayın, çünkü o sağlamdır. Kendisiyle yarışanı mağlub eder. Allah’a ibadet etmeyi, kendine sevimsiz bir hale getirme.”316


       
Üçüncü vird: 

          İnsanların uyumasından sonra olup, bu da, yüce Allah’ın ayette zikrettiği teheccüd vaktidir. Ayette şöyle buyrulmuştur:

          “Gecenin bir kısmında uyanarak, sana mahsus bir namaz olmak üzere teheccüd namazını kıl.”317 

          Teheccüd namazı, uyuduktan sonra olur. Bu uykuya, Yüce Allah’ın gece namaz kılanlar hakkında buyurduğu, ‘el-hücû’ ismi verilmektedir. Ayet şöyledir: 

          “Geceleri pek az uyurlardı.”318 “Hücû” uyumak ve teheccüde kalkmak demektir. Hucud da aynı anlamdadır, gecenin yarısında kalkmayı ifade eder. 

          Bu vird, virdlerin ortasında olup, en faziletli vird olması bakımında gündüzün orta virdine benzer. O, virdlerin en faziletlisi ve ibadet için en faydalı olanıdır. Yüce Allah, buna kasem ederek, şöyle buyurdu: “Kararıp durgunlaştığı zaman geceye yemin olsun....”319 Yani “sakinleştiği zaman geceye yemin olsun” demektir. Onun sakinleşmesi de, Yüce Allah hariç, her gözün uyuklayıp gaflette olmasıdır. Yüce Allah için ise, ne uyku ve ne de uyuklama söz konusudur. “Gecenin kararması; uzun sürmesi ve uzaması demektir” de denilmiştir.

          Rasulullah’a (s.a) gecenin hangi kısmında yapılan dua daha makbul olur? diye soruldu. “Gece ortasındaki sessizlikte” cevabını verdiler.320

          Bize Hz.Davud (a.s) ile ilgili gelen rivayetlere göre o, şöyle demiştir: “Ya ilahî! Sana ibadet etmek istiyorum, hangi vakitte olanı kabul buyurusun? Yüce Allah kendisine şöyle vahyetti:

          “Ey Davud! Ne gecenin ilkinde ne de sonunda olsun. Çünkü ilkinde uyuyan, sonunda da uyur. Sonunda ayakta olan, başında ayakta olamaz. Fakat gecenin ortasında kalk ki sen beni yalnız, ben de seni yalnız olarak bulayım ve sen bana ihtiyaçlarını arz edesin.”


       
Dördüncü vird: 

          İki fecir arasındadır. Birinci fecir (fecr-i kâzib), ışığı semanın ortasında yükselip, birinci fecir doğuncaya kadar mesafe katetmesi, güneş şualarının beşinci arzın arkasından zuhur etmesidir. Sonra güneş, meyilli olan aşağı felekte kaybolur ve altıncı arz, onu örter. Böylece ışık gider ve gecenin karanlığı geri gelir. Güneş kaybolduğundan, önceki karanlık aynen ortaya çıkar. Bu, gecenin son üçte biridir.

          Bu hususta bize ulaşan haberlerde, Arş’ın titrediği, Adn cennetlerinden koku yayıldığı ve Cebbar olan Yüce Allah’ın (rahmetinin) dünya semasına indiği yer almaktadır.321 

          Varid olan bir habere göre; Hz. Peygamber’e (s.a.v), gecenin hangi kısmı daha faziletlidir? diye soruldu. “Gecenin ikinci yarısı”322 cevabını verdiler.

          Bu dördüncü vird, gecenin yarısından birinci seher vaktine kadar olan süredir. Sonra beşinci vird başlar. 


       
Beşinci vird: 

          Son seher vaktidir. Sahura kalkmak (bundan dolayı) müstehaptır. Sahura evvelinde kalkılmadığında fecir, yanıltabilir. Bu, fecr-i sadığın doğuşundan, bir cüz Kur’an okuyacak kadar öncesidir.

          Beşinci virtte istiğfar ve Kur’an kıraatı vardır. Bu vakti, Yüce Allah ayetinde zikretmiş ve şöyle buyurmuştur:

          “Bir de sabah namazını kıl. Çünkü sabah okuyuşu (sabah namazı) şahitlidir.”323 Denilmiştir ki, bu namaza, gecenin ve gündüzün melekleri şahit olur. Çünkü bu vird gece ile gündüzün ortasında yer almaktadır. Bundan dolayı Hicaz ehli şu görüştedir: Yüce Allah’ın ayette devam edilmesini emir buyurduğu salat-ı vusta, sabah namazıdır. Bu namaz, gecenin sonu ile gündüzün başı arasında bulunduğundan, büyüklüğünü ve şerefini bildirmek üzere bu namaz ayrıca zikredilmiştir.

        Bu vird, en kısa ve en faziletli vird olup, birinci seher vaktinden ikinci fecrin doğuşuna kadar olan sürede yapılır. Ancak gece yarısında kılınacak namaz, bundan hariçtir. Çünkü bu, gecenin en faziletli namazıdır. Bu namaz gece ortasında yapılacak bir amel olup gecenin üçüncü virdidir. 

          Bu beşinci virt vaktinde, yani son seher vaktinde, uyanmış olanın namaz kılması uygundur. Hatta namazını tamamlayacak kadar fırsat bulan da onu kılar. Çünkü bu namazın fazilet ve şerefi büyüktür; akşam ile yatsı arasındaki namaz derecesindedir. Bazı müfessirlere göre: “Seherlerde istiğfar ederler”324 ayeti, o, vakitte namaz kılarlar anlamındadır. Aynı şekilde az önceki ayette geçen sabah okuyuşuyla kinaye yoluyla sabah namazı kasdedilmiştir. İstiğfar, da namazın bir parçasıdır. Çünkü kıraat ve istiğfar namazdan birer vasıftır. Nitekim, onda tesbih etmek yer aldığından dolayı, namaza tesbih de denir. Bunun gibi, namaza istiğfar da denilir; çünkü namazla istiğfar talebinde bulunulur. O halde “Seherlerde istiğfar ederler” ayetinden anlaşılacak olan mana. seher vaktinde namaz kılmaktır.

          Uzunca bir hadiste nakledildiğine göre Bir gece Ebu’d-Derda, Selman’ın ziyaretine geldi. Geceleyin Ebu’d Derda, kalkıp namaz kılmak istedi. Selman ona: “uyu” dedi. Sonra tekrar kalkmak istedi yine ona: “Uyu” dedi. Derken sabah oldu. Bu sefer Selman ona: “Şimdi kalk!” dedi. Kalktılar ve beraberce sabah namazını kıldılar. Selman, ona şunları söyledi: 

          “Senin üzerinde nefsinin hakkı var, ailenin hakkı var, Rabbinin hakkı var, misafirinin hakkı var. İşte böylece her hak sahibine hakkını vermelisin.” Onun bu uyarıyı yapmasına sebep olan Ebu’d-Derda’nın hanımı idi. Çünkü o kocasının geceleri hiç uyumadığını, devamlı ibaretle meşgul olup kendisiyle hiç ilgilenmediğini söylemişti.

          Daha sonra, Hz, Peygamber’e (s.a) gelip durumu anlattılar. O: “Selman doğru söyledi.” buyurdu.325

          Bu beşinci vird, fazileti bakımından güneş batmadan önce yapılan yedinci virde benzer. Bu da fecr-i sadığın doğmasından önce yapılmaktadır.

          Fecr-i Sanî (fecri sadık), güneş şafağının sökülüp yayılmasıdır. Bu altında kızıllık olan beyazlıktır. Güneşin batışında durum tam tersine idi. Buna ikinci şafak denir. Çünkü birinci şafak, güneşin batmasından sonraki kızıllıktır. Sonra bir beyazlık gelir ki, bu, gecenin evvelinde oluşan şafaktır. Bununla güneşin etkisi kaybolur, ardından gecenin karanlığı çöker. Sabahki şafak akşamdaki oluşumun tam tersi meydana gelir. Aydınlığın ortaya çıkması ilk şafak olur. Bu bir beyazlık olup; ardından gelen kızıllık fecr-i sadık dediğimiz ikinci şafaktır. Bu aynı zamanda güneşin, gecenin sonundaki hakimiyetidir. Bundan sonra güneş kursu doğar.

          Fecir, güneş şualarının en alttaki felekten yeryüzüne doğru fışkırmasıdır. Bu ışınları dağlar, denizler, yüksek bölgeler örter. Bu durumda güneş ışınları semanın ortasında genişliğine ve uzunluğuna yayılır.

          Bu, beşinci virdin sonudur. Bu zamana kadar vitir namazı kılınmalıdır. Fecir doğduğunda ise, gecenin beş virdi sona ermiş olur. Artık gündüzün virdleri başlar. 

          Ey mümin şimdi durumunu iyi düşün. Fecrin doğarken sen hangi haldeydin. Yüce rabbine ibadet edenlerin arasında mıydın, yoksa onlardan ayrı bir halde miydin? Yoksa yeni güne, gafillerden biri olarak mı giriyorsun? Durumunu Tefekkür et. Gece, sana hangi elbiseyi ve kişiliği giydirdi? Çünkü gece elbise hazırlar, sen onda, uyanık bulunarak nur elbisesini mi giydin? Yoksa gece, sana zulmetinin elbisesini giydirdi de, gafletinle cesedini ve kalbini öldürerek, ölülerden mi oldun? Bunları iyice düşün.

          Fecr-i sadıktan sonra kul, sabah namazının sünnetini kılar. 

          “...Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışından sonra O’nu tesbih et.”326 Ayetindeki yıldızların batışından sonra yapılacak tesbihle sabah namazının iki rekat sünneti kasdedildiği söylenmiştir.327

          Sonra: “Gazabından Allah’a sığınırım” duasını okur.

          Ardından, Âl-i İmran suresinin “Şehidellahu” ile başlayan 18. ayetini sonuna kadar okur. Peşinden şu duayı okur: 

          Bu vakitte müridin yapacağı en faziletli amel, okuduğunu iyice düşünerek ve kimin huzurunda olduğunu bilerek namaz kılmasıdır. Çünkü namaz bütün ibadetleri içinde toplar. Sonra aklını vererek, kalbini ve düşüncesini toplayarak Kur’an okumak gelir. Bundan sonra zikir yahut fikir gibi o anda kendisine açılan herhangi bir amelle meşguliyet gelir. Çünkü bunlar, vaktinin en faziletli amelleridir. Bütün bu saydıklarımız, o vakit içinde yapılması gereken bir farzı edadan veya bir mümin kardeşinin ihtiyacını gördükten sonradır. Çünkü farz ameller veya bir ihtiyaç sahibine yardım etmek gibi kendimizden başkasına fayda veren işler, şahsi vazifelerden önde gelir.