|
ONUNCU BÖLÜM |
Bu bölümde, zeval vaktinin bilinmesi, gölgenin uzaması ve kısalması, yaz ve kış mevsimlerine göre bu sürenin değişmesi gibi namaz vakitlerinin tespiti yer almaktadır. Yüce Kudret sahibi Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır: “Rabbinin gölgeyi (geceyi) nasıl uzattığını görmüyor musun? Eğer dileseydi, hiç şüphesiz onu hareketsiz (sabit) kılardı. Sonra biz güneşi, ona delil kıldık.”334 “Biz, geceyi ve gündüzü birer ayet (delil) olarak yarattık. Nitekim Rabbinizin nimetlerini araştırmanız, ayrıca, yılların sayısı ve hesabını bilmemiz için gecenin karanlığını silip (yerine) eşyayı aydınlatan gündüzün aydınlığını getirdik.”335 “Güneş ve ay bir hesaba göre hareket eder.”336 Ebu’d-Derda ve Ka’bu’l-Ahbar’ın rivayet ettikleri ve bu ümmetin sıfatlarını anlatan hadiste “namaz kılmak için, (güneşi ve) gölgeyi takip ederler.”337 denilmektedir. Diğer bir hadiste şöyle buyurulmuştur: “Kulların Allah’a en sevimli olanları, Allah’ı zikretmek için güneş, ay ve gölgenin hareketlerini gözetleyenlerdir.”338 Hesap ve hadis ehli bir alim demiştir ki: “Gece gündüz yirmi dört saattir. Eylül ayının on yedisinde, gece ile gündüz eşit olur. Kanuni Evvel’in on yedinci gününde gecenin uzaması ve gündüzün kısalması sona erer. O gece yılın en uzun gecesidir. Gecesi on beş, gündüzü de dokuz saattir.339 Öğle namazını güneşin batı tarafına kaydığını kesin olarak bildikten sonra kılmalıdır. Bu yazın şöyle tespit edilir: Yüz Kıble tarafına döndürülür. Güneş sağ kaşın üzerindeyse, kaymaya başlamıştır, artık zeval vaktidir. Öğle namazı bu vakitte başlar, her şeyin kendi gölgesinin bir misli olmasına kadar devam eder. Bu ise, öğle namazının sonu, ikindi vaktinin evvelidir. Bundan sonra, ikindi namazı başlar ve her şeyin gölgesinin iki misli oluncaya kadar devam eder. Bu, ikindi için müstehap olan vaktin sonudur, güneşin sararmasına kadar devam eder. Güneş batmaya meylettiği zaman ise zaruret vaktidir. İkindi namazı bir zaruret sebebiyle vaktinde kılınamamış ise, bu vakitte kılınabilir. Ancak hasta ve özürlü olanlar hariç, ikindi namazını güneşin batmasına yakın bir zamana bırakmak mekruhtur. Hüküm olarak mekruh diyebiliyoruz, çünkü bu vakitte ikindi namazını kılmak caizdir. Bu konuda Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Güneş batmadan önce ikindi namazının bir rekatını kılan kimse ikindiyi vaktinde yetiştirmiş olur. Kim de sabah namazının bir rekatını güneş henüz doğmadan kılarsa o namazı vaktinde kılmış olur.”340 Bir haberde şöyle söylenmiştir: “Üç şey iman alametidir: Yazın sıcağında nafile oruç tutmak, kışın soğukta abdesti güzel almak ve bulutlu bir günde vakti giren namazı kılmakta acele etmek.” Hava kapalı olduğunda, namazı geciktirmemelidir. Çünkü kapalı havada gün tez geçer, insan vaktin nasıl geçtiğini fark edemez. Bunun için vakti giren namazı hemen kılmalıdır. Çünkü farz namazlarda vaktin girdiğini kesin bilmek ve o vaktin namazını yakin üzere kılmak gerekir. Böyle davranmak, şüphe ile namaz kılmaktan daha faziletlidir. Bu manada bize ışık tutacak bir hadiste Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Hava kapalı olup yeni ayın hilalini göremediğinizde, Şaban’ı otuza tamamlayın, Ramazan orucuna öyle başlayın.”341 Kesin ilim olunca, ihtiyat terk edilir. Bir kimse, vakti girdi kanaatiyle o vaktin namazını kılsa, Kıble diye bir yöne yönelse, fakat namazı kıldıktan sonra vaktin girmediği ve Kıblenin de o taraf olmadığı anlaşılsa, bu durumda yapacağı şudur: Bakar, henüz vaktin içindeyse veya vakit biraz geçmiş ise, ihtiyat olarak namazı iade eder. Fakat vakit tamemen çıkmış ise artık bir şey gerekmez. Bu durumda içithadında hata ettiğinden dolayı affedilmiştir. Bununla birlikte ben, hata ettiğini ne zaman hatırlarsa namazı iade etmesini güzel buluyorum. Akşam namazına gelince, bunun en faziletli vakti, güneşin gözlerden tamamen kaybolduğu ilk vakittir. Rivayet edildiğine göre Hz. Ömer, bir gün akşam namazını bir yıldız doğuncaya kadar geciktirdi. Bu ihmaline ceza olarak bir köle azat etti. Aynı şekilde Abdullah b. Ömer de bir defasında akşam namazını gökte iki yıldız doğuncaya kadar geciktirmiş, buna karşılık olarak iki köle azat etmiştir. Yatsı namazının en faziletli vakti, batıdaki beyazlığın kaybolup yerini karanlığa bıraktığı vakittir. Buna ikinci şafak denir. Namazın vakti bununla başlar ve devam eder. Uyumadığı takdirde yatsı namazını gecenin dörtte biri geçinceye kadar geciktirmek daha faziletlidir. Yatsından önce uymak kesin mekruhtur. Sabah namazının kılınacağı en faziletli vakit, fecr-i sadık denilen ikince fecrin doğmasından sonraki ilk vakittir. Bir içtihada göre sabah namazı, orta namaz diye anılan ve övülen salatu’l-vustâ’dır. Çünkü bu namazda, diğerlerinde bulunmayan üç ayrı özellik vardır: Birincisi, sabah namazı, gece ile gündüz arasında yer alır. İkinci olarak iki gece namazı ile iki gündüz namazı arasında bulunur. Üçüncü olarak, iki cehrî namaz ile iki hafî namaz arasındadır. Ayrıca, sayı bakımından en kısa olan namazdır. Üç veya dört rekatlı değildir. Bu sebeplerden, vusta/orta olma özelliği taşıdığına göre, “salatu’l-vusta” sabah namazıdır. Ayrıca Allahu Teala bu namazı ayette özel olarak şöyle zikretmiştir. “Sabah namazını kıl, çünkü sabah namazı şahitlidir.”342 Bu ayetin tefsirinde, gece ve gündüz meleklerinin, bu namazda hazır bulundukları zikredilmiştir.343 Bu da ona ayrı bir değer kazandırmaktadır. Ancak vusta/orta namazının ikindi namazı olduğu konusunda Hz. Peygamber’den (s.a.v) şöyle bir hadis nakledilmiştir: “Bizi vusta/ikindi namazından alıkoydular.”344 Eğer bu hadis sahih ise, o zaman bizim sabah namazı hakkında söylediklerimizin bir hükmü yoktur. Hak olan hadisin dediğidir. Bu durumda biz hadisin dediğini söyleriz. Ben böyle bir hadisin mevcut olduğu kanaatindeyim. Bunu destekleyen kesin bir delil de şudur: Hz. Peygamber’e salatu’l-vusta sorulunca şu cevabı vermiştir: “O, kardeşim Süleyman’ın atlarıyla meşgul olurken güneşin battığı namazdır.”345 Yani ikindi namazıdır. Sabah namazında sünnet olan, Mesânî diye tabir edilen bir sure okumaktır. Bu, ayetlerinin sayısı yüzden aşağı olan surelerdir. (Hâmîm’ler, Elif Lâm’lar, Tâsîn’ler bu gruptandır.) Yahut Tıval-ı Mufassal diye bilinen Hucurat ile Burûç arasındaki surelerden bir sureyi okur. Sabah namazı kısa olduğu için, onun yerine kıyamı uzun tutar. Cemaat toplanmış ve adet de fazla ise sabah namazını yıldızlar tamamen kaybolmadan vaktin ortasında kılmak güzeldir. Sabah namazını ortalığın iyice aydınlandığı vakitte kılmak güzel değildir. Cemaat çok da olsa böyledir. Onun yerine cemaat az da olsa alaca karanlıkta kılmak daha faziletlidir. Bütün namazları ilk vaktinde kılmak en faziletlisidir. Bundan sadece yatsı namazı hariçtir. Çünkü onun biraz geciktirilmesinin daha faziletli olduğu hakkında hadis vardır.346 Namazları vaktinde kılmak hakkında Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Namazı vaktin evvelinde kılmanın sonunda kılmaya göre fazileti, ahiretin dünya üzerine fazileti gibidir.”347 “Bazıları namazı vaktinin sonunda kılar. Hiç şüphesiz onun kaçırmış olduğu vaktin evvelinde kılınan namaz dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır.”348 Hz. Peygamber’e (s.a.v): “Amellerin en faziletlisi hangisidir?” diye soruldu: “Vaktinde kılınan namazdır.”349 buyurdu. Diğer bir hadiste şöyle buyurulmuştur: “Namazı ilk vaktinde kılmak Allah’ın hoşnutluğunu kazandırır. Son vaktinde kılmak ise Allah’ın affına kalmıştır.”350 Denilmiştir ki, Allah’ın hoşnutluğu ihsan sahibi Allah dostlarına, affı ise, kusur içindeki kullara aittir. Namazı ilk vaktinde kılmak, dinde azimettir. Hem böyle davranmak namazı koruyan ve buna devam eden salihlerin yoludur. Son vaktinde kılmak, bir ruhsattır. Bu ise gaflette olanlar için bir rahmet ve genişliktir. |