ON ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
TEHECCÜDE KALKILDIĞINDA
OKUNACAK DUALAR


          Kul, teheccüd veya sabah namazı için kalktığında şu duayı okur.



          Bundan sonra Felak ve Nas surelerini okur. 

          Akşam olduğunda bu duayı tekrar eder. Ancak, duada geçen esbahnâ yerine emsaynâ der. Yine, yevm kelimesi yerine, leyl okur.

          Her gece şu duayı okumaya devam eder.378



          Yine bu duayı, seher vakti kalktığında tuvalete çıkmadan önce de okur. Böylece, o anını da zikirle geçirmiş olur. Büyük abdest bozmaya, gecenin ilk kısmında veya sonunda çıkabilir. Salihler buna dikkat ederlerdi. Ancak büyük abdest bozmaya özellikle oruç tutmayanlar için, tıp ve temizlik bakımından sabahleyin çıkılması daha uygundur. 

          Yatmadan önce okuması müstehap olan dua ve ayetler:

          Yatılacağı sırada, şu duanın okuması müstehaptır:



          Rasulullah (s.a.v) Bera b. Azib’e yatacağı zaman şu duayı okumasını söylemiştir:379



          Hz. Peygamber’in (s.a.v), yatacağı sırada şu duayı okuduğu rivayet edilmiştir:380



          Bundan sonra şu duayı okur:381



          Bundan sonra Bakara suresinin ilk beş ayetini, son üç ayetini, Ayete’l-Kürsi’yi ve ondan sonra devam eden iki ayeti okur. Aynı şekilde Bakara suresinin 163. ve 164 ayetlerini okur.

          Denilir ki, bu ayeti uyuyacağı sırada okuyan kişi, Kur’anı ezberler ve ezberlediğini de unutmaz. 

          Ayrıca İsra suresinin son iki ayetini:382 okur ve bu iki ayeti okumayı ihmal etmez. Ayrıca A’raf suresinin 54. ayetini okursa, onun için bir melek görevlendirilir. Melek bu ayeti okuyan kimseyi özel olarak korur ve onun için istiğfar eder.

          Hadîd suresinin ilk beş ayetlerini ve Haşir suresinin son üç ayetini okur. Ayrıca Kafirun, İhlas, Felak ve Nas surelerini okur. Bu son üç sureyi okuduktan sonra ellerine üfler ve elleriyle yüzünü ve vücudunun ulaştığı diğer kısımlarını mesh eder. Rasulullah’ın (s.a) bizzat böyle yaptığı ve onu tavsiye ettiği rivayet edilmiştir.383

          Kehf suresinin ilk on ve son on ayetini okumayı da ihmal etmez. Bu ayetler, gece kalkılması için okunacak olan ayetlerdir. Rasulullah (s.a.v) Kafirun süresini uykudan önce okumayı emretmiştir.384

          Rasulullah (s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde de şöyle buyurmuşlardır :

          “Aklı başında bir kimsenin, Bakara suresinin son iki ayetini (Amenerresülüyü) okumadan yatacağını sanmıyorum.”385

          Bundan sonra şu duayı okur:



          Denilir ki, bu duaları yatmadan önce okuyan kimse için, Cenab-ı Hakk üç melek indirir, onlar onu namaza kaldırırlar. Namazını kılıp dua ettiğinde, onlar “amin” derler. Gece namazına uyanamaz ise bu sefer onlar ibadet eder ve sevabı da o kimseye yazılır. 

          Bundan sonra 33 defa Sübhanallah, 33 defa Elhamdülillah, 33 defa Allahu Ekber der. Bununla beraber isterse aşağıdaki zikri 25 defa okursa, toplam olarak yine zikrini yüze tamamlamış olur. Hem bunun okunması daha kolaydır. Bahsettiğimiz zikir şudur: 

          “Sübhânellahi velhamdü lillahi velâ ilâhe illallahu vellahu Ekber”

          Mutarrıf, Şa’bî yoluyla Hz. Aîşe’nin şöyle söylediğini rivayet etmiştir:

          “Resulullah (s.a) yatmak istediğinde sağ yanı üzerine yatar ve yüzünü sağ avucunun üzerine koyardı. O gecenin, son gecesi olabileceğini düşünürdü. Uyumadan önce şu duayı okurdu.:386


          33 defa Sübhanallah, 33 defa Elhamdülillah ve 34 defa Allahu Ekber der. İsterse Lailahe illallah zikrini buna ilave edip, her birini 25 defa söyler ki, toplam sayıyı yine yüze tamamlamış olur. Devam etme bakımından bu, daha elverişlidir, daha kolaydır. Nitekim Resulullah (s.a.) bunu emretmiş, beş vakit namazın sonunda ve yatmadan önce okunmasını teşvik etmiştir.387
İşte bunlar, yatmadan önce okunması müstehap olan dua ve ayetlerdir. 

          Şimdi, yatmadan önceki hazırlıkları ve basiret erbabının bu hususta devam ede geldikleri amellerini anlatacağız:

          YATIŞ VE UYKU ÂDABI

          Kulun abdest veya teyemmüm alarak yatması müstehaptır. 

          Selef uleması, yatmadan önce misvak kullanmayı müstehap görüyordu. Çünkü Rasulullah (s.a) bunu yapıyordu. Onun için selef, misvaklarını ve abdest sularını yanlarında bulundurarak yatarlardı. Gece uyandıklarında hemen misvak kullanır ve abdest alırlardı. Ayrıca onlar, tilavet ve tesbihle Allah’ı zikrederler ve bunu, gece kalkmaya denk bir ibadet sayarlardı. Nitekim bu konudaki haber, Hz. Ömer’den ve diğer bazı sahabîlerden rivayet olunmuştur. Rasul-i Ekrem’den (s.a.v) de, benzeri haberler varid olmuştur. Yine Rasulullah’ın (s.a.v) her gece bir çok defa kalktığını ve her kalktığında da misvak kullandığını görmekteyiz.388
Kul, abdest suyunu ve misvağını başının ucunda bulundurur, yattığında gece kalkmaya niyet eder, uyandığında abdest alır. Daha sonra Kur’an okur, dua eder, Cenab-ı Hakk’a istiğfarda bulunur veya O’nun azametini ve nimetlerini tefekkür eder, yüce kudretinin her şeyi kuşattığını düşünürse, işte bunlardan her biri onun için bir zikir olur ve bu sayede Allah’ı çokça zikredenlerden yazılır. Çünkü, bunların her birinin birer zikir ve Cenab-ı Hakk’a yaklaştıran ibadet oldukları rivayet olunmuştur. Şüphe yok ki, bunlar Cenab-ı Hakk’ın bir fazilet ve bir rahmetidir.

          Bir kulun vasiyyet etmesi gerekli olduğu halde, vasiyetini yazmadan yatması uygun değildir. Çünkü, o gece ruhunun kabzolunmayacağına dair bir güvencesi yoktur. Nitekim Resul-i Ekrem (s.a), bunu teşvik etmiş ve şöyle buyurmuştur:

          “Bir kul için gerekli olduğu halde, vasiyetini yazmadan iki gece geçirmesi uygun değildir. Ona gereken vasiyyetini yazıp yanında bulundurmasıdır.”389 Denilir ki; vasiyyet etmesi gerekli olduğu halde, bunu ihmal edene berzah hayatından kıyamete kadar bir daha konuşma izni verilmez. Diğer ölüler, birbirlerini ziyaret edip konuşurlar; ama o, onlarla kıyamete kadar konuşamaz. Bu sırada onlar, onun hakkında: “Bu, gerekli olduğu halde, vasiyyet etmemiş ve ondan dolayı da konuşmasına izin verilmemiş kimsedir.” derler. Bu da onun için bir hasret ve pişmanlık sebebi olur. 

          Aniden ölmek, bir hafifliktir. Şöyle ki; sevaba ihtiyaç duyan, ama ne malı, ne de borcu olmayan kimse için bu, hoş görülen bir durumdur. Fakat üzerinde çeşitli borçlar bulunan kimseler için aniden ölmek; hem bir çeşit cezadır. Bu kimse için böyle bir durum hoş karşılanmaz. Kulun tevbe etmeden yatması uygun değildir. O bütün günahlarından tevbe etmelidir. Kalbini temiz bir hale getirmelidir. Tüm müslümanlar hakkında iyi düşünceler içinde bulunmalı ve onlar hakkında kötü bir düşünce taşımamalıdır. Böyle yaparsa uyandığında hiç kimseye karşı kalbinde bir kötülük düşüncesi bulunmaz. Haberde şöyle varid olmuştur: 

          “Kim kimseye karşı zulüm ve kötülük düşünmeden, kalbinde kin ve düşmanlık beslemeden uyursa, işlediği günahları affedilir.”390

          Yatarken mümkünse kıbleye dönerek yatmalıdır. Kıbleye dönmek iki şekilde olur: Ya sırt üstü yatar, böylece ayakları ve yüzü kıbleye yönelik olur. Bu, yeni ölmüş bir ölünün durumunu andırır. Ya da, bir yanı üzere yatarak yüzünün kıbleye yönelik olmasını sağlar. Genelde sağ yanı üzere yatar ve yüzü kıbleye yönelik olur. Bu da, kabirdeki ölünün durumunu andırır. Böyle yatarken, ölünün kabirdeki durumunu ve yakın bir zamanda kendisinin de bu şekilde olacağını hatırlar. Şu halde; birinci yatma durumunda, ölüm esnasında alacağı şekli, ikincisinde, kabirdeki yatış şeklini düşünüp hatırlamalıdır. Nitekim Cenab-ı Hak, bir ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır:

          “Biz yer yüzünü, dirilere ve ölülere bir toplanma yeri yapmadık mı?”391 Ayetin, ehl-i tefsirce benimsenen bir manası şudur: Yer, üzerinde dirileri, içinde de ölüleri barındırmaktadır. Yüce Allah uykuyu, kendi zatına deli olan ayetlerden biri kılmıştır. Bunu, ancak kalp kulağı ile işitenler idrak eder. Ayeti işitmeden maksat, yakînen işitmektir. Nitekim Cenab-ı Allah, bu şekilde işitme ile, kendi ihsanlarını istemeyi beraber zikrederek şöyle buyurmuştur:

          “Geceleyin ve gündüzün uyumanız ve Allah’ın lutfundan nasibinizi almanız da, O’nun varlığının delillerindendir. Gerçekten bunda, (gerçeği kalp kulağı ile) işiten bir kavim için ibret vardır.”392

          Suffe ehlinden olan fakir Sahabiler ve bir kısım Tabiun devri zahidleri, yattıklarında vücudları ile toprak arasında herhangi bir şeyin bulunmasını istemezlerdi. Çünkü onlar, vücutlarının doğrudan toprağa temas etmesini tercih ederlerdi. Elbiselerini, yorgan yaparlar ve şöyle derlerdi: “Topraktan yaratıldık ve tekrar toprak alacağız.” 

          Görüldüğü gibi sanki onlar topraktan korunmayı hoş görmezlerdi. Ayrıca ondan yüksekte olmayı da tercih etmezlerdi. Bunu, kalblerinin incelmesi ve tevazunun elde edilmesi oluşları için daha uygun görüyorlardı. 

          İbret alanlar için uyku, dünya ile ahiret hayatı arasında olan bir haldir. Nitekim perdesi kalktığında, dünya hikmetleri ile ortaya çıkar. Aynı şekilde örtüsü açıldığında ahiret, ilâhî kudret ile zahir olur. Bu durumda, dünya hayatı bir rüya gibidir. Nitekim Yüce Allah, bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:

          “Gece sizi öldürür gibi uyutan, gündüzün de ne işlediğinizi bilen, sonra da belirlenmiş ecel tamamlansın diye, gündüzün sizi uyandıran O’dur.”393

          Bir alim şöyle diyordu: “İsyan edip de, ardından tevbe etmeden uyuyana şaşılır.”

          Alimlerden birisi Allah Teala’nın şöyle buyurduğunu nakleder:

          “Eğer bana isyan ediyorsanız, döşek gibi olan yeryüzünden çıkın ve benim himayemde uyumayın.”

          Lokman (a.s) oğluna şöyle derdi: “Oğlum, eğer ölüm hakkında şüphe duyuyorsan, o halde uyuma bakayım! Çünkü nasıl uyuyor, uyumaya mecbur kalıyorsan, aynı şekilde öleceksin. Ölümden sonraki dirilme konusunda şüphe ediyorsan, o halde uyuduğunda uyanma bakayım. İşte nasıl uyuduktan sonra mecburen uyanmak durumunda kalkıyorsan, aynı şekilde şimdi istemesen bile; öldükten sonra dirileceksin.”

          Kul uykuya yatacağı sırada ölümünü düşünmelidir. Ayrıca uykudan önce, Cenab-ı Hakk’ı zikreder, hatırlar ve unutmazsa, ölümden sonra Allah’ın yardımının kendisiyle beraber olacağını, bilmelidir. O halde, hangi halde uyuduğuna ve hangi arzular içinde vefat edeceğine dikkat etmeli, bunları düşünmelidir. Uyanma hâliyle ölümden sonraki dirilmeyi hatırlamalıdır. Çünkü o, dünyada nasıl yaşıyorsa, öyle ölecek ve o halde dirilecektir. Arzularıyla diriltilecek ve sevdikleriyle beraber haşrolacaktır. Nasıl ki, uyuyan bir kimse sevdikleriyle, arzularıyla, istekleriyle uyanıyorsa; aynı şekilde ölen insan da, kıyamet günü, öldüğü hal üzere diriltilir. Haberde şöyle varid olmuştur:

          “Kişi, sevdikleriyle beraberdir ve kendisi için, niyet edip istediği şeyler vardır.”394

          Rivayet olunduğuna göre, Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

          “Kim hangi hâl üzerine ölmüş ise, Kıyamet günü ona göre diriltilir.”395

          Ka’bul-Ahbar’dan rivayet olunduğuna göre, şöyle demiştir: 

          “Uyumak istediğinde sağ tarafın üzerine yat ve yüzünü kıbleye çevir. Çünkü uyku, bir nevi ölümdür.”

          Basiret ve ibret ehlinin istifade edeceği bir açıklama:

          Kul şunu bilmelidir ki; yatma esnasında da eğer Cenab-ı Hakk’ı unutmaz, zikir ve tefekkürü ihmal etmez, emir ve yasaklara dikkat ederse; tekrar dirilmesinde de, Cenab-ı Hak onu asla yardımından mahrum etmez, rahmetine erdirir. O halde kul; hangi hâl üzere diriltileceğini düşünmelidir. Eğer o, Yüce Mevla’sına karşı, hürmet içinde olur, haramlardan şiddetle kaçınır, O’nun hoşnut olduğu, daimi nimetlerine ermeye öncelik verir, bunları elde etmeye koşar ise; Yüce Allah da, onu ahiret hayatında şerefli kılar, ona değer verir ve ona ikramda bulunur. Fakat bunun aksine kul, Mevla’sının emirleri karşısında gevşeklik içinde bulunur, emirlerini hafife alır, hükümlerini küçük görürse; Yüce Allah, onu hak ettiği horluk içinde bırakır. Böylece o, ilâhî buyrukları küçümsemenin acı karşılığını görür. Nitekim Cenab-ı Hak, bu konuda şöyle buyurmuştur. 

          “Kör ile gören, inanıp iyi amelde bulananla, kötülük yapan bir olmaz. Ne kadar az düşünüyorsunuz.”396

          Görüldüğü gibi; Yüce Allah, ayetin sonunda onları kınayarak: “Ne kadar az düşünüyorsunuz”397 buyurdu. Başka bir ayette de şöyle buyurdu:

          “Öyle ya, Allah’a teslimiyet gösterenleri, hiç o günahkarlar gibi bir tutar mıyız? Size ne oluyor, ne biçim hüküm veriyorsunuz.”398

          Burada yüce Allah, verdikleri hükümlerdeki tutarsızlıkları sebebiyle, onları ayıplamaktadır. Sonra Cenab-ı Hakk, onlar hakkındaki hükmünü haber vererek şöyle buyurmuştur: 

          “Yoksa, kötülük işleyenler, ölümlerinde ve sağlıklarında, kendilerini, inanıp iyi amel işleyen kimseler ile bir tutacağımızı mı sandılar. Ne kötü hüküm veriyorlar.”399

          Sonra onların, ölüm ve hayat hakkındaki hükümlerini zikrederek şöyle buyurmuştur. 

          “Onlar hayatlarının ve ölümlerinin aynı olduğunu mu düşünüyorlar.”400 Yani; dünya hayatında nasıl aynı şartlarda iseler, ölümden sonra da öyle olacaklarını mı hesap ediyorlar. Hayır öyle değil, onlar yanlış hesap yapıyorlar. Bundan sonra yüce Allah, yaratıkları hakkındaki adaletini hatırlatarak şöyle buyurdu:

          “Allah, gökleri ve yeri hak ile yaratmıştır. Böylece herkes, kazancına göre karşılık görür. Onlara haksızlık edilmez.401

          Bu hitap, gerçek akıl sahipleri için bir hatırlatmadır. Aynı manada Yüce Allah, kelamının iyice düşünülmesini ve ilahi hitabının içindeki uyarıların hatırlanıp ibret alınmasını emrederek şöyle buyurdu:

          “Ey Muhammed! Sana bu mübarek Kitabı, ayetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik.”402 Yani; yeryüzünde bozgunculuk yapanları, ıslah edenler salihler gibi yapacağımızı mı sanıyorlar? Veya takva sahiplerini, fasıklarla aynı tutacağımızı mı düşünüyorlar? Bu, şu ayet-i kerimede de ifade edilmektedir:

          “Yoksa biz, iman edip de iyi işler yapanları, yeryüzünde bozgunculuk yapanlar gibi mi tutacağız? Veya Allah’tan korkanları yoldan çıkanlar gibi mi sayacağız.?”403

          Ayetlerde geçen tedebbür; anlamaya, fethetmeye çalışmak demektir. Tezekkür ise, uyarıyı anlayıp takva ve amele yönelmektir. Bize rivayet edildiğine göre; Rasulullah şöyle buyurmuştur:

          “Kim Allah katındaki derecesini bilmek isterse, Cenab-ı Hakk’ın kendi kalbindeki yerine baksın.”404 Çünkü yüce Allah, kuluna, onun kendisi için kalbinde ayırdığı yere göre, bir makam verir. 

          Kul, temiz olarak zikir, müşahede ve tefekkürle meşgul olarak yatarsa; onun yattığı yer bir mescid gibi olur ve uyanıncaya kadar kendisine, namaz kılıyormuş gibi sevap yazılır ve rahmetle muamele edilir. Bir melek, onun yanı başına sokulur. Gece her hareket ettiğinde Cenab-ı Hakk’ı zikrederse melek ona dua eder ve onun için istiğfarda bulunur. Bir hadiste şöyle buyrulmuştur:

          “Kul, temiz (abdestli) olarak yattığında, ruhu arşa yükseltilir ve rüyası sadık olur. Ama abdestli olarak yatmaz ise, ruhu Arş’a yükselemez ve rüyaları da karma karışık düşlerden ibaret olur.”405 Diğer bir hadiste ise şöyle buyrulur: 

          “Bir kul, gece namazına kalkmayı arzu ettiği halde uyanamazsa kendisine, geceyi ibadetle geçirmiş gibi sevap verilir. Bu uykusu, onun için bir sadaka olur.”406 Şüphesiz böyle olan müminler, gecelerini gaflet ve yanılma içerisinde geçiren bir çok abidleri geçerler ve daha ileri derecelere ererler. 

          Bir haberde şöyle varid olmuştur:

          “Alimin uykusu ibadet, nefesleri de tesbihtir.”407

          Teheccüd Namazına Kalkanın Okuması Müstehap Olan Dualar

          Teheccüd namazına kalkıldığında şu dua okunur:

          “Elhamdü lillahillezi ahyânâ ba’de iz tevaffânî ve ileyhinnüşûr.” (Beni uyku ile öldürdükten sonra dirilten Allah’a hamdolsun. Dönüş O’nadır)

          Bundan sonra Al-i İmran suresinin son “on” ayetini okur; ağzını misvakla temizler, abdest alır ve ardından şu duayı okur.

 

          Bundan sonra ellerini semaya açarak şu duayı okur:



          Namaza kalktığında da şu tesbihatı okur:

          Allahu Ekber Kebiran Velhamdü lillahi kesiran ve Sübhânellahi bükraten ve Esîlen

          Bunu okuduktan sonra, on defa, Subhanellah on defa Elhamdulillah on defa, La ilâhe illallah ve on defa Allahu Ekber der. Bundan sonra şunları okur:




          Allahu Ekber Zül-Melekûti vel-Ceberûti vel-Kibriyâi vel-Celâli vel-Azameti vel-Kudreti

          Sonra; Rasulullah’ın (s.a.v) teheccüd namazına kalktığında okuduğu şu duayı okur:408


          Namazına, önce iki hafif rekat kılarak başlaması müstehaptır. Yine bir şey yemeden ve içmeden namazını kılması da müstehaptır. Çünkü kul, uyandığında kalbinin aynası tamamen berrak ve meşgalelerden boş olur. Ama bir şey yer veya içerse, o zaman kalbinin durumu değişir. Onun için sahur yemeği yeme gibi bir durum yoksa, yemeği sonraya bırakır. Ama, vakit daralmış ve sahur yemeği yemesi de gerekli ise, o zaman yemeğini yer ve durumunun gereğine göre hareket eder.

          Bütün kuvvet ve kudret Yüce Allah’tandır.