|
ON DOUKZUNCU BÖLÜM |
Kur’an okuyucusu duruma göre gizli ve açık bir şekilde Kur’an kıraat edebilir. Her iki okuyuşla ilgili rivayetler mevcuttur. Önce gizli ve sessiz okuyuş hakkındaki rivayetleri zikredeceğiz. Gizli okuyuş konusunda Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Gizli kıraatın,açıktan yapılan kıraata göre fazileti, zekatın gizli verilmesinin, açıktan verilmesine karşı olan fazileti gibidir.” Diğer bir rivayet şöyledir: “Açık olarak Kur’an’ı kıraat eden, zekatını açıktan veren gibidir. Kıraatını gizli yapan ise, zekatını gizli veren gibidir.”566 “Gizli amel, açıkça yapılan amele göre yetmiş kat daha faziletlidir.”567 “Rızkın en hayırlısı yeterli olanıdır. Zikrin en hayırlısı da gizli yapılanıdır.”568 “Hiçbiriniz, akşamla yatsı arasında, kıraatini, diğerini rahatsız edecek şekilde açıktan yapmasın.”569 Saîd b. Museyyeb, bir gece Rasulullah’ın (s.a) mescidinde Ömer b. Abdülaziz’in namazda, sesli olarak Kur’an okuduğunu gördü. Sesi de pek güzeldi. Yanında bulunan hizmetçisine: -Şu namaz kılana git ve sesini kısmasını söyle, dedi. Hizmetçisi: -Nasıl olur, mescid bize ait değildir. Herkesin onda hakkı vardır, dedi. Bunun üzerine Saîd: -Ey namaz kılan, eğer namazdan muradın Yüce Allah ise, sesini yükseltme. Ama muradın insanlar ise, iyi bil ki onlar, Allah’tan yana sana hiçbir fayda veremezler ve hiç bir ihtiyacını karşılayamazlar.” dedi. O zaman Medine valisi olan Ömer, sesini kesti ve rekatını kısa tutarak namazını tamamladı. Selam verdikten sonra ayakkabılarını aldı ve oradan çıkıp gitti. Öte yandan sesli kıraat da önemlidir. Nitekim Rasulullah (s.a.v), gece namazında sesli olarak Kur’an okuyan bir grubu beğenmiş ve hatta Kur’an okuyuşlarına kulak verip dinlemiştir. Ayrıca bir rivayette kıraatın sesli yapılmasını tavsiye ederek şöyle buyurmuştur: “Sizden biriniz, gece namaz kılmak üzere kalktığında kıraatını sesli yapsın. Çünkü melekler ve evde bulunan diğer cin vesaire onun kıraatını dinler ve onunla namaz kılarlar.”570 Rasulullah Aleyhisselam, bir gece namaz kılan ve farklı şekilde kıraat yapan üç kişinin yanına uğradı. Onlardan birisi Hz. Ebu Bekir idi. Namazında sessiz bir şekilde Kur’an okuyordu. Rasulullah (s.a.v), kendisine: Niçin böyle yaptığını sordu. O da: “Kendisine yöneldiğim ve yalvardığım Zat beni duymaktadır, ondan dolayı okuyuşumu gizli yapıyorum” dedi. Onlardan birisi Hz. Ömer’di. O sesli olarak Kur’an okuyordu. Rasulullah (s.a.v) ona da aynı soruyu sorduğunda, Hz. Ömer: “Uyuyanları uyandırmak ve şeytanı kovmak istiyorum. Bunun için sesli okuyorum” dedi. Onlardan bir diğeri Bilâl-i Habeşî idi. O da biraz bu sûreden, biraz öbür sûreden ayetler okuyarak namaz kılıyordu. Rasulullah (s.a.v), ona niçin böyle yaptığını sorduğunda O: “Rabbimiz temiz kelamını diğer temiz kelamı ile karıştırıyorum” dedi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v): “Hepiniz güzel yapmaktasınız ve isabet etmektesiniz” buyurdu.571 Allah daha iyi bilir; biz deriz ki, kul Kur’an’ı sesli okurken farklı bir niyeti yoksa veya gizli okuyuşla düşüncesini toplama sıkıntısı ve Allah’a karşı gereken edebi tam yapamama endişesi varsa, o zaman sesli kıraatı tercih eder. Çünkü gizli kıraat, selamete daha yakın ve afetlerden uzak kalmaya daha müsaittir. Ama sesli kıraatta hayırlı bir niyeti olan ve bu şekilde Yüce Mevla ile muamelesini daha güzel yapan kimse için, sesli okuyuş daha faziletlidir. Çünkü o, böylece gece Kur’an okumak sünnetini de yerine getirmektedir. Ayrıca gizli okuyuştaki fayda, sadece okuyana ait olmakta, sesli okuyuştan ise, hem kendisi hem de başkaları faydalanmaktadır. Malum olduğu üzere insanların en hayırlısı insanlara en çok faydalı olandır. Hem Allah’ın kelamı ile faydalı olmak, faydaların en faziletlisidir. Yine sesli okuyuşta kişi, ameline ibadet niyetiyle ikinci bir ameli ilave etmektedir. Bu da, onun daha faziletli olmasına sebeptir. Kul, dersine, şu duayı okuyarak başlamalıdır: Bundan sonra Nas sûresini ve Fatiha sûresini okumalıdır. Her bir sûreyi okuduğunda, “Sadakallah ve belleğa Rasulullah Allahumme’n-fa’nâ bihi ve bârik lenâ fîhi Elhamdu lillahi rabbi’-alemîn: Allah doğru söyledi. Rasulullah bize tebliğ etti. Allahım! Bizi onunla faydalandır ve bizim için onda bereket yarat. Alemlerin Rabbine hamd olsun, der Kalbini ve diğer organlarını haramlardan koruyan kimse, Kur’an’ın bütünüyle amel ediyor demektir. Çünkü Kur’an, kulun vücudunun bütününü ilgilendirir ve azaları da o bütünün birer parçasıdır. Sesli kıraatta yedi niyet vardır: 1-Kur’an’ı emredildiği gibi tertil üzere/hakkını vererek okumak 2-Kur’an okurken sesin güzelleştirilmesi. Nitekim Rasulullah (a.s) bunu şöyle teşvik etmiştir: “Kur’an’ı, sesleriniz ile süsleyiniz.”572 Başka bir defasında şöyle buyurmuştur: “Kur’an’ı güzel makam ile okumayan bizden değildir.”573 Yani sesini Kuran ile güzelleştirmeyen kimse, bizden değildir. Hadise verilen iki manadan biri budur. Arapça ehline daha sevimli gelen bu manadır. Diğer bir manası ise, kim Kur’an sayesinde teğanni ihtiyacını gidermez, onunla yetinmez ise, bizden değildir, demektir. Bu manayı ifade için: “Kuran-ı Kerim’le teğanni ihtiyacını yerine getiriyor” denir. 3-Bir diğer niyet kulun okuduğu Kur’an’ı kendisine işittirerek kalbini uyandırması, ilâhî kelamı güzelce düşünmesi ve manalarını anlamasıdır. Çünkü bunların hepsi sesli kıraat sayesinde olur. 4-Bir diğer niyet, Kur’an okurken sesi yükseltip kendinden şeytanı ve uykuyu uzaklaştırmaktır. 5-Yine sesli kıraat yapanın bir niyeti de uyuyan insanları uyandırıp Allah’ı zikretmelerine ve geceyi ihya etmelerine sebep olmak olmalıdır. 6- Diğer bir niyet de şudur: İbadetten yana gaflet ve tembellik içinde olanlar onu görsünler ve gece ibadetine ilgi duysunlar. Böylece sesli kıraat yapan, onlara iyilik ve takvada yardımcı olmuş olur. 7- Sesli kıratla okuyuşunu daha fazla yapma imkanı vardır. alıştığı usul üzere sesli kıraatla namazdaki kıyamını daha fazla uzatır. Bu kıraat sayesinde ameli, daha fazla olur. Kul, sesli olarak Kur’an okurken bu anlattıklarımıza niyet etmelidir. Bu şekilde bir kulun Cenab-ı Hakk’a yaklaşmayı kasdederek, nefsini bilerek, niyetini güzel yaparak ve razı olduğu amelleri yapmada kendisini muvaffak kılan Mevlâ’sına yönelerek yaptığı sesli kıraat daha faziletlidir. Çünkü bu kıraatta, insan bir çok amel yapmış olmaktadır. Ayrıca ameller, içlerindeki çok niyete göre fazilet kazanır. Nitekim alimler, amellerindeki güzel niyet ve itikatları sayesinde yükselmiş ve amelleri daha faziletli olmuştur. Bazen bir amelde on niyet olabilir. Bunu, ancak alimler bilir ve amellerini buna göre yaparlar. Neticede onlara on ecir verilir. İnsanların amel bakımından en üstün olanları, amellerindeki niyetleri en çok ve edepleri en güzel olanlardır. Nitekim bir ayette şöyle buyurulmuştur: “Rabbinin nimetine gelince, onu zikret.”574 Bu ayetin tefsirinde, “Kur’an kıraat ederek onu zikret” denmiştir. Bir haberde şöyle vârid olmuştur. “Kim, Allah’ın kitabındaki ayetlerden birine kulak verirse o, onun için kıyamet gününde bir nûr olur.”575 Diğer bir haberde de: “Kendisi için on sevap yazılır”576 buyurulmuştur. Kur’an tilavet eden, ecirde, dinleyene ortaktır. Çünkü ecrini kazanmasına o vesile olmuştur. Alimlerden biri demiştir ki: “Okuyan için bir ecir, dinleyen için iki ecir vardır.” Bir diğeri de şöyle demiştir: “Dinleyen için dokuz ecir vardır.” Bunların, hepsi sahihtir. Çünkü okuyan ve dinleyenden her biri, dinlemesi ve niyetine göre ecir alırlar. Tilavet eden, diğerlerinin dinlemesine ve ecir elde etmelerine sebep olunca, bu ecir, aynı zamanda kendisi için de yazılır. Nitekim Rasulullah Aleyhisselam şöyle buyurmuştur: “Bir iyiliğe vesile olan kimse, onu yapan gibi sevap alır.”577 Özellikle o, Kuran’ı bilen bir alim ve fakih olursa, onun okuması ve vukufu dinleyenler için bir ilim ve bir hüccet olur. Bir haberde şöyle anlatılır: Rasulullah (s.a.v), Hz. Aişe’yi bekliyordu. O, biraz geç gelince Rasulullah (s.a.v) ona: “Seni geciktiren ne oldu?” diye sordu. Hz. Aişe: “Ya Resulallah, bir adamın Kur’an kıraatını dinliyordum. Kıraatı çok güzeldi.” dedi. Rasulullah (s.a.v), onu dinlemek üzere gitti ve onu uzun süre dinledi. Sonra geldi ve şöyle buyurdu: “O, Ebu Huzeyfe’nin azatlı kölesi Salim’dir. Allah’a hamd olsun ki, ümmetim arasında onun gibi kimseler yaratmıştır.”578 Rasulullah (s.a.v) bir gece de Abdullah b. Mesud’un kıraatını dinlemişti. Beraberinde Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer de vardı. Uzun süre durup onu dinlediler. Sonra Rasulullah (s.a.v)şöyle buyurdu: “Kim Kuran’ı indirildiği şekle uygun olarak okumak isterse, İbn Ümmi Abdin (İbnu Mesud’un) okuyuşuna göre okusun”579 Yine bir defasında Rasulullah (s.a.v) İbn Mesud’a: “Kur’an oku da dinleyeyim” buyurdu. İbnu Mesud: “Kur’an size nazil olmuşken onu size ben mi okuyayım?” dedi. Rasulullah (s.a.v): “Ben onu bir başkasından dinlemeyi severim.” buyurdu. İbnu Mesud, okumaya başladı. Rasulullah (s.a.v) dinliyor ve gözlerinden yaş akıyordu. Özellikle şu ayete geldiğinde ağlıyordu: “Her bir ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onlara şahit olarak gösterdiğimiz zaman halleri nice olacak?”580 Rasulullah (s.a.v), Ebu Musa el-Eşârî’nin kıraatını dinledikten sonra şöyle buyurdu. “Ona Davut aleyhisselam’ın güzel sesiyle okuyuşu gibi bir okuyuş verilmiştir.”581 Bu söz Ebu Musa’ya ulaştığında şöyle dedi. “Ya Resalellah, sizin dinlediğinizi bilmiş olsaydım, daha güzel okumaya çalışırdım.” İbn Mesud, Alkame b. Kays’tan Kur’an okumasını ister ve ona “Anam-babam sana feda olsun, tertil üzere yavaş yavaş oku” derdi. Çünkü onun kıraatı ve sesi çok güzeldi. Bir haberde nakledildiğine göre, Rasulullah Aleyhisselam’ın ashabı, her toplandıklarında, içlerinden birine Kur’an okumasını söylerlerdi. Hz. Ömer, İbn Mesud’a: “Bize Rabbimizi hatırlat” der. O da, huzurunda Kur’an okumaya başlardı. Okuması neredeyse namaz vaktinin ortasına kadar devam ederdi. Bazen ona: “Ey müminlerın emiri, namaz namaz!” denirdi. O da: “Peki, biz namazda değil miyiz?” derdi. O bu sözüyle: “Allah’ın zikri en büyüktür.”582 Ayetine işaret etmekteydi. Basra abidlerinden biri şöyle demiştir: Bağdat alimlerinden biri, riyanın incelikleri ve nefsin gizli afetleri konusunda bir kitap telif ettiğinde şöyle demiştir: Ben gece yolda giderken teheccüd namazı kılan insanların arı uğultusu gibi seslerini duyuyordum. O zaman, insanlar gece ibadetine iyice alışmışlardı. Onlarda namaz ve tilavet için büyük bir şevk vardı. Bu kimseler daha sonra riyanın incelikleri ve afetleri konusunda uyarılınca, teheccüd namazına kalktıklarında sessiz olmaya çalıştılar. Bu sessizlikleri gittikçe azaldı. Günümüzde ise, tamamen kesildi. Eğer Kur’an okuyan kimse, bu anlattıklarımızdan hiçbir niyeti olmaz, aksine onlardan yana gaflet ve yanılma içinde bulunur, bir takım afetlere mübtela olur ve hevasına uyma gayreti içinde bulunursa o kimse manen hastalıklı demektir. Onun sesli kıraattan uzak durması, gerekir. Çünkü kalbinde bir ağırlık varken, sesli kıraat etmesi, içindeki bu hastalık sebebiyle bozuk olur. Çünkü o, kusur içindedir ve ihlastan uzaktır. Bu durumda ona önce ihlasa sarılması gereklidir. Çünkü, halini tedavi edecek ilaç budur. Kalbini ıslah eden, amelini selamete erdiren ve onu övgüye layık hale getirecek olan ancak ihlastır. Bazen kul, namazda ve tilavet esnasında nefsani bir tad bulur, bunun ihlastan kaynaklanan manevi bir tat olduğunu zanneder. Bu durum, gizli bir şehvet ve fark edilmesi güç bir kusurdur. Manen zayıf olanlara bu durum arız olur. Onlar, işin gerçeğini fark edemezler. Bunu ancak alimler anlar. Gerçekten ihlasın manevi tadını, gönlünü dünyadan ve insanlardan çeken zahidler tadar. Onlar, amellerindeki samimiyet ve ibadetlerindeki sadakatla manevi bir lezzet bulurlar. Onlar, Allah’ı sever ve O’ndan korkarlar. Riyadan kurtulmak iki şekilde olur. Birisi nefsin övülmeyle yerilmesinin aynı olacağı bir duruma gelmesidir. Bu, zühd makamının bir hâlidir. Diğeri de yakînî imana ulaşarak kalbin Allah’tan gayri şeylerden boşalmasıdır. Bu, marifet makamıdır. Bu iki makamda, ibadeti gizli veya açık yapmak bir olur. Bazen adalet ve takva imamları için, ameli açıktan yapmak daha faziletli olur. Salihlerden birisini dinledim. Şöyle anlattı: “Bir seher vakti, odamda Tâhâ sûresini okuyup tamamladığımda uykum geldi ve uyudum. Şöyle bir rüya gördüm: “Semadan inen ve elinde beyaz bir sayfa olan bir kişi yanıma geldi. Elindeki beyaz sayfayı açtı. Orada Tâhâ sûresi yazılıydı. Her kelimesinin altında on sevap yazılıydı. Ancak bir kelimede bir şey göremiyordum. Bu durum, beni üzdü, üzüntülü olarak ‘vallahi ben, onu okudum, ama onun altında yazılı hiç bir sevap göremiyorum? Yoksa onu, kaydetmemiş misiniz?” dedim. Bunun üzerine o şahıs bana şöyle dedi: “Doğru söylüyorsun, onu okumuştun. Biz de onu yazmıştık. Ancak: “onu siliniz, sevabını yok ediniz” diye bir ses duyduk. Biz de, onu sildik. Bunları duyunca ağladım ve: “Bunu niçin yaptınız?” dedim. Şöyle dediler: “O kelimeyi okuyacağın sırada oradan bir adam, geçiyordu. O duysun diye, sesini yükselttin. İşte bu sebepten dolayı biz de onu ve sevabını sildik.” Bize rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v) sesli kıraat yapmakta olan birini gördüğünde ona: “Ey kişi, sen okuyuşunu Allah’a duyur, bana duyurmaya çalışma!” buyurdu. Bilinmelidir ki duysunlar diye yapılan amel riyaya yakındır. Amelin bozuk veya noksan olması riyadandır. Kişi, amelini, Allah’tan başkasına duyurmak ister, onların kendisini duymalarını ve bunun sayesinde kendisini methetmelerini arzu eder. Bu ise, kötü duygularının ona galebe çalmasından ve zayıflığından kaynaklanır. Böylece ameline Allah’tan başkasını ortak etmiş olur. Tevhid konusundaki cahilce davranışı sebebiyle ameli boşa gider. Çünkü o, Allah’tan başka fayda ve zarar veren veya engelleyen hiç kimsenin bulunmadığını yakinen bilseydi, amelini yalnız O’nun için yapar, tevhitten ayrılmaz ve şirke düşmezdi. Böylece ameli de riyadan kurtulurdu. Bir hadiste şöyle buyrulmuştur: “Yüce Allah, gösterişçinin ve başkasına adını duyurmak için amel eden kimsenin amelini kabul etmez.”583 Diğer bir haberde de şöyle buyurulmuştur: “Kim bir ameli insanlar duysun diye yaparsa, Allah, onun amelini insanlara duyurur. Kim de, amelini gösteriş için yaparsa, Allah onun gösterişini insanlara gösterir. Onu küçültür ve hakir kılar.”584 Ama amelini duyurmada salih bir niyeti varsa, mesela; kıraatını diğer insanlara duyurarak ders almalarını, onu düşünmelerini, istifade etmelerini ve onu tezekkür etmelerini istemesi gibi, bu takdirde o, amelini duysunlar için yapanlardan değildir. Çünkü onun niyeti güzel, hedefi hayırdır. İnsanlardan menfaat bekleme, dünyevî bir maksata ulaşma gibi, bir afetle mübtela değildir. Nitekim Ebu Mûsa, Rasulullah Aleyhisselama: “Beni dinlediğinizi bilseydim kıraatımı daha güzel yapmaya çalışırdım” dediğinde585, Rasulullah, ona bir şey demedi. Çünkü o, bu hususta güzel bir niyet ve iyi bir maksat içinde bulunuyordu. Oysa Rasulullah (s.a.v) sesini yükselterek okuyan diğer birisine: “Okuyuşunu Allah’a duyur, bize duyurmaya çalışma” buyurmuş ve yaptığını güzel bulmamıştır. Çünkü o adam bunu görsünler diye yapıyordu. Bize rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v), sesli bir şekilde ah edip inleyen bir kimsenin yanından geçiyordu. Yanında bulunanlardan birisi: “Ya Resulallah, o gösteriş mi yapıyor.” dedi. Peygamber (s.a.v): “Hayır, o Allah’a yönelmiş içli birisidir.” buyurdu. Bilmelisin ki, salim olarak yemek yemek ve uyumak, insanlara gösteriş ve duysunlar için tutulan oruçtan ve gece namazından daha faziletli bir hal, daha yüksek bir makam ve netice itibariyle de övgüye daha layık bir davranıştır. Bunu bilmek ve gerçekleştirmek, Allah’ı bilen alimlerin işidir. Bize anlatıldığına göre, Hasan-ı Basrî şöyle demiştir: “Manevi tadı üç şeyde arayınız. Eğer onu bulursanız size ne mutlu! Onu korumaya çalışınız. Ama eğer onu bulamazsanız biliniz ki, rahmet kapıları size kapatılmıştır. Bu tadı arayacağınız yerler şunlardır: 1-Kur’an tilavet ederken, 2-Zikrederken, 3-Secde ederken.” Bir diğeri buna, “Sadaka verirken ve seher vakti ibadet ederken” kısmını ilave etmiştir. Kur’an’ı, yüzünden okumak, ezbere okumaktan daha faziletlidir. Denilir ki, Kur’an’a bakarak onu hatmetmek, ezbere olan yedi hatme bedeldir. Çünkü mushafa bakmak da bir ibadettir. Sahabe ve Tabiundan bir çokları Kur’an’ı yüzünden okurlardı. Mushafa bakmadan, evlerinden çıkmazlardı. Onlar böyle yapmayı kendileri için müstehap görüyorlardı. Nitekim Hz. Osman, mushafı devamlı elinde bulundurup okuduğundan dolayı, elinde iki mushaf eskimiştir. |