|
Kulun
yakîni kuvvetlenince kesin olarak şunu bilir: İçinde yaşadığı ve
terbiyesinin bağlı olduğu, manevi kalp hayatı için bir sebep yapılan
vakitler, berzahta/kabir hayatında karşısına çıkacaktır. Ahirette
cennete girdiğinde dünyadaki vakitler içinde kazandıklarının karşılığı
kendisine verilecektir. Evet, insan ahirette ancak, dünyada sahip olduğu
vakitler içinde yaptığı amellerin karşılığını bulacak, yapmaya
muvaffak olduğu amel miktarınca, orada ecir ve sevap alacaktır. İnsana
sadece kendisine emanet edilen vakitlerinin suali, geçirdiği saatlerin
hesabı sorulacaktır. Herkes yaptığının karşılığını görecektir.
Kimseye başkasının vakti/ömrü sorulmayacaktır. Nitekim insan, başkasının
değil, kendisine ait bir sûrette haşredilecek ve sadece kendi
amellerinin karşılığını görecektir. Allah Teala herkesi, ilk yarattığı
gibi tekrar dirilecektir. Allah Teala’nın şu ayeti, bunu ifade
etmektedir:
“Sizi
ilk yarattığı gibi, (O’na) döneceksiniz.”926
Şu
ayetlerde de bu duruma işaret edilmektedir:
“Hiç
müslümanları, günahkar kafirler gibi yapar mıyız.”927
“Yoksa
biz, iman edip de salih amel işleyenleri o, yeryüzündeki bozgunculuk
yapan kimseler gibi yapar mıyız? Yahut Allah’tan korkan takva
sahiplerini, kafirler gibi yapar mıyız? Sana indirdiğimiz bu Kur’an,
hayır ve bereketi bol bir kitaptır. (O’nu sana) ayetlerini düşünsünler
ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye indirdik.”928
Ayetlerde
anlatılmak istenen şudur: Allah’ın ayetlerini düşünün bakalım,
bir grup ayetle diğer grup arasında bir karışıklık, bir çelişki görüyor
musunuz? Ve yine düşünün, herkesin amelinin karşılığı kendisine
ait olmuyor mu?
Bir de şu ayete bakalım:
“(Ancak
bu Cennete giriş) ne sizin boş hayallerinizle ve ne de Ehl-i Kitab’ın
kuruntularıyla olur.”929
Yüce
Allah ayette, onların kuruntu ve hayallerini “leyse” lafzı ile kaldırıp
attı; sonucunu da, gelecek ayette mana olarak takdir edeceğimiz;
“lakin” lafzıyla ortaya koydu. Sanki şöyle denmiş oldu:
“(Fakat)
kim kötülük yaparsa, onun cezasını çeker.”
Rasulullah
(s.a.v), bu ayeti, şöyle tefsir etmiştir:
“Mümin
işlediği günahın cezasını, musibet, açlık ve yokluk gibi çeşitli
sıkıntılarla dünyada çeker. Ahirete bir şey kalmaz. Münafık ise, günahları
üzerinde kalarak yüklü bir merkep gibi, kıyamete günah yükü altında
gelir; orada cezasını tam olarak görür.”930
Hasan-i
Basrî derdi ki: “Ey Allah’ın kulları! Şu boş kuruntu ve
emellerden sakının. Boş hayal, ahmakların sarıldığı ve tat aldığı
(içi boş) kaplar gibidir. Vallahi, boş hayal ve emelle, Allah’ın hiç
bir kuluna, dünya ve ahirette herhangi bir hayır verilmemiştir.”
Alimlerden
birisi demiştir ki: “Akıl az olunca; boş hayal çok olur.”
Selef-i
salihînden birisi, dünya ehli bir kardeşine mektup yazarak şöyle uyarıda
bulundu: “Bana söyler misin? Şu uğruna yorulduğun ve hırsla peşine
düştüğün dünya işlerinden istediğine ulaşıp, arzuladığına
kavuştun mu?” O da: “Hayır!” deyince. O zaman şöyle dedi “Sen
hırsla peşine düştüğün dünyadan istediğini elde edememişsin.
Peki; yüz çevirdiğin ve hiç ilgilenmediğin hâlde, ahiretteki
nimetlere nasıl kavuşacaksın, hiç düşündün mü? Ben senin, soğuk
bir demiri döğen kimse gibi, boşa uğraştığını görüyorum!”
demiştir.
Alimlerden
birisi de: “Kim amel etmeden Cennete gireceğini zannediyorsa o, boş
temenni eden birisidir. Kim de, ben Cennete amelim sayesinde girerim,
derse, o da boş laf eden birisidir.” demiştir. Bir başkası ise:
“Boş hayal, aklı noksanlaştırır.” demiştir.
Bir
haberde: “İman, süs ve temenni ile olmaz. Fakat, asıl iman, kalbe
yerleşen ve amelle tasdik edilen bir ilimdir.”931
denmiştir.
Allah
Teala’nın şu ayeti bu sözü destekler mahiyettedir:
“İhsanın
(iyiliğin) karşılığı ancak iyiliktir.”932
İyiliğin
zıddı olan şeyler hakkında ise:
“Kim
bir kötülük yaparsa, ancak misliyle karşılık görür.”933
buyurmuştur. Şu ayetler de bu manadadır:
“Allah,
içinizden cihat edenleri belirtip ortaya çıkarıncaya kadar, bırakılacağınızı
mı zannettiniz.”934
“Sizden
öncekilerin başına gelen sıkıntı ve eziyetlerin benzeri, sizin de başına
gelmedikçe, cennete gireceğinizi mi düşünüyorsunuz.”935
“Kötülük
işleyenler, kendilerine, iman edip salih amel işleyen kimseler gibi
muamele edeceğimizi mi zannediyorlar.”936
Böyle
düşünenler için Yüce Allah: “Ne kötü (yanlış ve haksız) hüküm
veriyorlar.”937 buyurdu.
Böylece, düşünce ve hesaplarını boşa çıkardı, hükümlerini geçersiz
yaptı, sonra da şu gerçeği ortaya koydu: “Onlar, hayatlarının ve
ölümlerinin (ve ölümden sonraki hâllerinin) aynı olacağını mı düşünüyorlar?
Hayır aynı olmayacak. İyilik sahipleri, hayatta iken salih ameller işleyerek
hayır üzere oldukları gibi; öldükten sonra da, hayır ve güzellik içinde
olacaklardır. Diğerleri ise, hayatta kötü ameller işleyerek fesat üzere
hareket ettikleri gibi; ahirette de, kötü ve sevimsiz bir hâlde
bulunacaklardır.
Denilmiştir
ki, bu ayet, abidleri çok ağlatan bir ayettir. çünkü ayetin hükmü
gayet açıktır. O, müteşabih değil, muhkemdir. Zikrettiğimiz diğer
ayetler de böyledir. Bu ayet, kitabın ahkamına temel olan, muhkem
ayetlerden birisidir. Mensuh veya müteşabih değildir.
Bu
ayetler, Kur’an’ın, üzerinde daha fazla durulacak ayetleridir.
Onlar, Allah Teala’nın, bize indirdiği açık hüküm ifade eden ve
kendilerine uymamız emredilen Kur’an ayetlerindendir. Gerçek müminlerin
sıfatı ayette şöyle anlatılmıştır:
“Onlar,
hak sözü dinleyen ve en güzel şekliyle uyan kimselerdir.”938
Yukarıdaki
ayetler için, onlar, Kur’an’ın, çok büyük teşvik ve tehdit ifade
eden ayetleridir denmiştir.
Allah
Teala’nın: “Allah’ın huzurunda, hiç hesap etmedikleri (ummadıkları)
şeyler, önlerine çıkıverir.”939
ayetindeki, hesap etmedikleri şeylerin ne olduğu şöyle yorumlanmıştır:
Onlar, aldanma ve yanlış değerlendirme sebebiyle, boşa çıkan ümit
ve beklentilerdir. Şu açıklama da yapılmıştır: “Onlar, güzel ve
iyi zannıyla, birçok amel yaptılar, fakat hesap anında onları işe
yaramaz amel olarak buldular. Sahih ve makbul amel; ancak hesaptan sonra
sağlam olarak elde kalan ameldir. Doğru ve güzel amel, mizanda ağır
gelen ameldir. Bu konuda, Allah Teala:
“O
gün tartı, haktır.”940
Buyurmuştur.
Hak
ve mizanda sahibine hayır getirecek olan şeyin; ilim ve amel olacağı söylenmiştir.
Nitekim
Allah Teala: “Hiç şüphesiz, biz onlara bir kitap getirdik ve onu
bir ilim üzere güzelce açıkladık”941
buyurur, başka bir yerde:
“Ve
sonra da bir ilimle (her şeyi) onlara anlatacağız (bütün olanları )
onlara haber vereceğiz.”942
ihbarında bulunur. Diğer bir ayette ise:
“Ve
yaptıkları işler önlerine çıkıvermiş, alay ederek inkar ettikleri
azap kendilerini çepeçevre kuşatmıştır.”943
haberini verir.
Bu
kimselerin hâli şöyle anlatılmıştır: “Onlar, öncelikle günah işler,
tövbeyi tehir eder ve: “ileride mağfiret dileriz” derlerdi.”
Bu
ayet; Allah’tan ve ahiretten korkanları büyük üzüntüye sevkeden,
arifleri korkudan titreten bir ayettir. Çünkü Allah Teala kafirler için
cehennemi hazırladığını bildirmiş, sonra müminlere ondan sakınmalarını
emretmiş, başka bir ayette, kafirlerin ateş içinde hâlini anlatıp
kullarını onunla korkutmuştur. İşte ilahî emir ve haberler:
“(Ey
müminler) kafirler için hazırlanmış olan cehennem ateşinden sakınıp
korununuz.”944
“Onların
üstlerinde ateşten tabakalar vardır. Altlarında da aynı şekilde ateşten
tabakalar vardır. Allah bu şekilde kullarını korkutuyor. Ey kullarım
(artık benden) korkun.”945
Denilmiştir
ki, marifetten sonra kul, Rabbine karşı yapmış olduğu ilk isyan yüzünden
bu ateşi hak eder. Bundan sonra onun işi, Allah’ın dilemesine kalmıştır.
Her kulda, korkulacak ve onu bu azaba götürecek sevimsiz bir haslet
bulunur.
Abdulvahid
b. Zeyd demiştir ki: “Kendisinin asla ateşe girmeyeceğini zanneden
kimsenin korkusu sahih değildir. Ateşe gireceğini ve daha sonra oradan
çıkacağını zanneden kimsenin korkusu da gerçek değildir.” Bu zat
demek istiyor ki, gerçek korku, kulun, cehenneme gireceğinden ve orada
ebedi kalacağından korkmasıdır.
Benzeri
bir söz, Hasan-ı Basrî’den de rivayet edilmiştir. Kendisine
cehenneme girdikten bin sene sonra çıkan bir adamdan bahsedilince,
Hazret ağlamış ve: “Ah, keşke ben de şu adam gibi olsaydım.”
demiştir.
Rasulullah’ın
(s.a.v) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
“Kim:
“ben cennetliğim” derse, o, ateştedir. Kim: “ben alimim” derse
gerçekte o, cahildir.”946
Diğer
bir hadisi şerifte de şöyle buyrulmuştur:
“Kim,
Allah katındaki yerini ve değerini bilmek istiyorsa; kalbinde, Allah’a
nasıl yer verdiğine ve itibar ettiğine baksın. Şüphesiz Allah,
kuluna, onun kendisine verdiği kıymet kadar değer verir, kendisine (öyle)
tecelli eder.”947
|