Murakabede Birinci Makam

 

          Kulun yakîni kuvvetlenince kesin olarak şunu bilir: İçinde yaşadığı ve terbiyesinin bağlı olduğu, manevi kalp hayatı için bir sebep yapılan vakitler, berzahta/kabir hayatında karşısına çıkacaktır. Ahirette cennete girdiğinde dünyadaki vakitler içinde kazandıklarının karşılığı kendisine verilecektir. Evet, insan ahirette ancak, dünyada sahip olduğu vakitler içinde yaptığı amellerin karşılığını bulacak, yapmaya muvaffak olduğu amel miktarınca, orada ecir ve sevap alacaktır. İnsana sadece kendisine emanet edilen vakitlerinin suali, geçirdiği saatlerin hesabı sorulacaktır. Herkes yaptığının karşılığını görecektir. Kimseye başkasının vakti/ömrü sorulmayacaktır. Nitekim insan, başkasının değil, kendisine ait bir sûrette haşredilecek ve sadece kendi amellerinin karşılığını görecektir. Allah Teala herkesi, ilk yarattığı gibi tekrar dirilecektir. Allah Teala’nın şu ayeti, bunu ifade etmektedir:

          “Sizi ilk yarattığı gibi, (O’na) döneceksiniz.”926

          Şu ayetlerde de bu duruma işaret edilmektedir:

          “Hiç müslümanları, günahkar kafirler gibi yapar mıyız.”927

          “Yoksa biz, iman edip de salih amel işleyenleri o, yeryüzündeki bozgunculuk yapan kimseler gibi yapar mıyız? Yahut Allah’tan korkan takva sahiplerini, kafirler gibi yapar mıyız? Sana indirdiğimiz bu Kur’an, hayır ve bereketi bol bir kitaptır. (O’nu sana) ayetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye indirdik.”928

          Ayetlerde anlatılmak istenen şudur: Allah’ın ayetlerini düşünün bakalım, bir grup ayetle diğer grup arasında bir karışıklık, bir çelişki görüyor musunuz? Ve yine düşünün, herkesin amelinin karşılığı kendisine ait olmuyor mu?
Bir de şu ayete bakalım: 

          “(Ancak bu Cennete giriş) ne sizin boş hayallerinizle ve ne de Ehl-i Kitab’ın kuruntularıyla olur.”929

          Yüce Allah ayette, onların kuruntu ve hayallerini “leyse” lafzı ile kaldırıp attı; sonucunu da, gelecek ayette mana olarak takdir edeceğimiz; “lakin” lafzıyla ortaya koydu. Sanki şöyle denmiş oldu:

          “(Fakat) kim kötülük yaparsa, onun cezasını çeker.”

          Rasulullah (s.a.v), bu ayeti, şöyle tefsir etmiştir:

          “Mümin işlediği günahın cezasını, musibet, açlık ve yokluk gibi çeşitli sıkıntılarla dünyada çeker. Ahirete bir şey kalmaz. Münafık ise, günahları üzerinde kalarak yüklü bir merkep gibi, kıyamete günah yükü altında gelir; orada cezasını tam olarak görür.”930

          Hasan-i Basrî derdi ki: “Ey Allah’ın kulları! Şu boş kuruntu ve emellerden sakının. Boş hayal, ahmakların sarıldığı ve tat aldığı (içi boş) kaplar gibidir. Vallahi, boş hayal ve emelle, Allah’ın hiç bir kuluna, dünya ve ahirette herhangi bir hayır verilmemiştir.”

          Alimlerden birisi demiştir ki: “Akıl az olunca; boş hayal çok olur.”

          Selef-i salihînden birisi, dünya ehli bir kardeşine mektup yazarak şöyle uyarıda bulundu: “Bana söyler misin? Şu uğruna yorulduğun ve hırsla peşine düştüğün dünya işlerinden istediğine ulaşıp, arzuladığına kavuştun mu?” O da: “Hayır!” deyince. O zaman şöyle dedi “Sen hırsla peşine düştüğün dünyadan istediğini elde edememişsin. Peki; yüz çevirdiğin ve hiç ilgilenmediğin hâlde, ahiretteki nimetlere nasıl kavuşacaksın, hiç düşündün mü? Ben senin, soğuk bir demiri döğen kimse gibi, boşa uğraştığını görüyorum!” demiştir. 

          Alimlerden birisi de: “Kim amel etmeden Cennete gireceğini zannediyorsa o, boş temenni eden birisidir. Kim de, ben Cennete amelim sayesinde girerim, derse, o da boş laf eden birisidir.” demiştir. Bir başkası ise: “Boş hayal, aklı noksanlaştırır.” demiştir. 

          Bir haberde: “İman, süs ve temenni ile olmaz. Fakat, asıl iman, kalbe yerleşen ve amelle tasdik edilen bir ilimdir.”931 denmiştir.

          Allah Teala’nın şu ayeti bu sözü destekler mahiyettedir:

          “İhsanın (iyiliğin) karşılığı ancak iyiliktir.”932

          İyiliğin zıddı olan şeyler hakkında ise:

          “Kim bir kötülük yaparsa, ancak misliyle karşılık görür.”933 buyurmuştur. Şu ayetler de bu manadadır: 

          “Allah, içinizden cihat edenleri belirtip ortaya çıkarıncaya kadar, bırakılacağınızı mı zannettiniz.”934

          “Sizden öncekilerin başına gelen sıkıntı ve eziyetlerin benzeri, sizin de başına gelmedikçe, cennete gireceğinizi mi düşünüyorsunuz.”935

          “Kötülük işleyenler, kendilerine, iman edip salih amel işleyen kimseler gibi muamele edeceğimizi mi zannediyorlar.”936

          Böyle düşünenler için Yüce Allah: “Ne kötü (yanlış ve haksız) hüküm veriyorlar.”937 buyurdu. Böylece, düşünce ve hesaplarını boşa çıkardı, hükümlerini geçersiz yaptı, sonra da şu gerçeği ortaya koydu: “Onlar, hayatlarının ve ölümlerinin (ve ölümden sonraki hâllerinin) aynı olacağını mı düşünüyorlar? Hayır aynı olmayacak. İyilik sahipleri, hayatta iken salih ameller işleyerek hayır üzere oldukları gibi; öldükten sonra da, hayır ve güzellik içinde olacaklardır. Diğerleri ise, hayatta kötü ameller işleyerek fesat üzere hareket ettikleri gibi; ahirette de, kötü ve sevimsiz bir hâlde bulunacaklardır.

          Denilmiştir ki, bu ayet, abidleri çok ağlatan bir ayettir. çünkü ayetin hükmü gayet açıktır. O, müteşabih değil, muhkemdir. Zikrettiğimiz diğer ayetler de böyledir. Bu ayet, kitabın ahkamına temel olan, muhkem ayetlerden birisidir. Mensuh veya müteşabih değildir.

          Bu ayetler, Kur’an’ın, üzerinde daha fazla durulacak ayetleridir. Onlar, Allah Teala’nın, bize indirdiği açık hüküm ifade eden ve kendilerine uymamız emredilen Kur’an ayetlerindendir. Gerçek müminlerin sıfatı ayette şöyle anlatılmıştır:

          “Onlar, hak sözü dinleyen ve en güzel şekliyle uyan kimselerdir.”938

          Yukarıdaki ayetler için, onlar, Kur’an’ın, çok büyük teşvik ve tehdit ifade eden ayetleridir denmiştir. 

          Allah Teala’nın: “Allah’ın huzurunda, hiç hesap etmedikleri (ummadıkları) şeyler, önlerine çıkıverir.”939 ayetindeki, hesap etmedikleri şeylerin ne olduğu şöyle yorumlanmıştır: Onlar, aldanma ve yanlış değerlendirme sebebiyle, boşa çıkan ümit ve beklentilerdir. Şu açıklama da yapılmıştır: “Onlar, güzel ve iyi zannıyla, birçok amel yaptılar, fakat hesap anında onları işe yaramaz amel olarak buldular. Sahih ve makbul amel; ancak hesaptan sonra sağlam olarak elde kalan ameldir. Doğru ve güzel amel, mizanda ağır gelen ameldir. Bu konuda, Allah Teala:

          “O gün tartı, haktır.”940 Buyurmuştur.

          Hak ve mizanda sahibine hayır getirecek olan şeyin; ilim ve amel olacağı söylenmiştir.

          Nitekim Allah Teala: “Hiç şüphesiz, biz onlara bir kitap getirdik ve onu bir ilim üzere güzelce açıkladık”941 buyurur, başka bir yerde:

          “Ve sonra da bir ilimle (her şeyi) onlara anlatacağız (bütün olanları ) onlara haber vereceğiz.”942 ihbarında bulunur. Diğer bir ayette ise:

          “Ve yaptıkları işler önlerine çıkıvermiş, alay ederek inkar ettikleri azap kendilerini çepeçevre kuşatmıştır.”943 haberini verir.

          Bu kimselerin hâli şöyle anlatılmıştır: “Onlar, öncelikle günah işler, tövbeyi tehir eder ve: “ileride mağfiret dileriz” derlerdi.”

          Bu ayet; Allah’tan ve ahiretten korkanları büyük üzüntüye sevkeden, arifleri korkudan titreten bir ayettir. Çünkü Allah Teala kafirler için cehennemi hazırladığını bildirmiş, sonra müminlere ondan sakınmalarını emretmiş, başka bir ayette, kafirlerin ateş içinde hâlini anlatıp kullarını onunla korkutmuştur. İşte ilahî emir ve haberler:

          “(Ey müminler) kafirler için hazırlanmış olan cehennem ateşinden sakınıp korununuz.”944

          “Onların üstlerinde ateşten tabakalar vardır. Altlarında da aynı şekilde ateşten tabakalar vardır. Allah bu şekilde kullarını korkutuyor. Ey kullarım (artık benden) korkun.”945

          Denilmiştir ki, marifetten sonra kul, Rabbine karşı yapmış olduğu ilk isyan yüzünden bu ateşi hak eder. Bundan sonra onun işi, Allah’ın dilemesine kalmıştır. Her kulda, korkulacak ve onu bu azaba götürecek sevimsiz bir haslet bulunur. 

          Abdulvahid b. Zeyd demiştir ki: “Kendisinin asla ateşe girmeyeceğini zanneden kimsenin korkusu sahih değildir. Ateşe gireceğini ve daha sonra oradan çıkacağını zanneden kimsenin korkusu da gerçek değildir.” Bu zat demek istiyor ki, gerçek korku, kulun, cehenneme gireceğinden ve orada ebedi kalacağından korkmasıdır. 

          Benzeri bir söz, Hasan-ı Basrî’den de rivayet edilmiştir. Kendisine cehenneme girdikten bin sene sonra çıkan bir adamdan bahsedilince, Hazret ağlamış ve: “Ah, keşke ben de şu adam gibi olsaydım.” demiştir. 

          Rasulullah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

          “Kim: “ben cennetliğim” derse, o, ateştedir. Kim: “ben alimim” derse gerçekte o, cahildir.”946

          Diğer bir hadisi şerifte de şöyle buyrulmuştur:

          “Kim, Allah katındaki yerini ve değerini bilmek istiyorsa; kalbinde, Allah’a nasıl yer verdiğine ve itibar ettiğine baksın. Şüphesiz Allah, kuluna, onun kendisine verdiği kıymet kadar değer verir, kendisine (öyle) tecelli eder.”947