Murakabede Üçüncü Makam

 

          
          Rivayet edildiğine göre; Ka’bu’l-Ahbar, Hz. Ömer’e şöyle demiştir: “Yetmiş peygamberin ameli gibi güzel amelle Allah Teala’nın huzuruna çıkanın bile o günün dehşetinden kurtulamayacağından korkarım.”

          Seleften birisi de şöyle demiştir: “Bir kul, dünyanın ilk gününden kıyamete kadar, Allah’a itaat ve ibadet üzere devamlı amel etse bile; kıyamet günü, gördüğü sarsıntı ve dehşet karşısında bunca amelini çok az ve yetersiz bulur.”

          Bir hadiste şöyle buyrulmuştur: “Ölüm meleğinin can alışı, bin kılıç darbesinden daha şiddetli acı verir. Eğer, bir saç tanesi ağırlığınca ölüm acısı mahlukatın üzerine konmuş olsaydı, hepsi ölürdü.”958 Şüphesiz mahlukatla ölüm ve cennete giriş arasında yüz binlerce musibet ve korku vardır. Her bir korku, ölüm acısını binlerce kat artırmaktadır. Kul, bütün bu korkulardan ancak ilâhî rahmetle kurtulabilir. Şu hâlde kul, kendisini bu korkulardan kurtaracak yüz binlerce rahmete muhtaçtır.

          Bu rahmet, onun dünyadaki güzel amellerine karşılık olarak bahşedilir. Çünkü her güzel ve salih amel, bir rahmetin zuhur ve tecellisine sebep olur. Her işinde hikmet sahibi olan Allah’ın hikmeti böyle tecelli etmekte, sonsuz rahmet sahibi Mevla’nın taksim ve tedbiri böyle meydana gelmektedir. Çünkü salih ameller; sevap almak ve hayır karşılık için birer yoldur. Bütün güzel hâl ve hasletler, kul için kurtuluş olan rahmetten kaynaklanmaktadır. Her salih amele bir sevap tayin edilmiştir. Cenab-ı Hak onun ilk meyvelerini dünyada vermektedir. Kuluna dünyada güzel lütuf ve inayette bulunması, yarın ahirette de, rahmet ve fazlıyla nimetini tamamlaması, Aziz ve Alim olan Allah’ın bir takdiridir. Nitekim, ayeti kerimede:

          “İyiliğin karşılığı ancak iyiliktir.”959 buyrulmuştur.

          Ayete şu mana verilmiştir: “Allah Teala demek istiyor ki: “Kendilerine tevhid inancını ve anlayışını ihsan ettiklerimizin karşılığı ancak cennettir.” 

          Alimlerden birisi demiştir ki: “Lâ ilâhe illallah” kelime-i tevhidinin karşılığı, Allah Teala’nın cemaline nazar etmekten başkası değildir. Cennet ise, salih amellerin karşılığıdır. Baksana Allah Teala, bugün tevhitten mahrum bıraktığına cenneti haram kılıyor, dünyada İslam’la müşerref kılmadığını ebediyyen affetmiyor. Şu ayet-i kerimede bu manaya işaret edilerek buyrulmuştur ki:

          “Kim Allah’a şirk koşarsa, şüphesiz, Allah ona cenneti haram kılmıştır.”960

          Şu ayet de bu konudadır: “Şüphesiz kafir olanları, insanları Allah yolundan alıkoyanları ve kafir olarak ölenleri, Allah hiçbir zaman affetmeyecektir.961

          Bu, muhakkak böyledir. Başka yolu yoktur.

          Bir ayet-i kerimede ise: “Kuluna takvayı veren de, mağfiret eden de O’dur”962 buyurmuştur.

          Denilmiştir ki: “Kuluna takvayı vermeye ehil ve ehliyetli olan O’dur. Allah, kime takvayı verdi ise , o kimse, mağfiret edilmeye ehil ve layıktır.” Nitekim başka bir ayeti kerimede:

          “Allah onlara takvaya sarılmayı nasip etti. Zâten onlar buna layık ve onun ehli idiler.”963 buyrulmuştur. 

          Bir başka ayette de şöyle buyrulur: “Allahtan korkun (Takva üzere olun) ki merhamet olunasınız.”964

          Bir başka müjde şöyledir:

          “Allah’ın rahmeti, iyilik sahiplerine çok yakındır.”965

          Bir başka ayette: “İyilik sahiplerine (nimetimizi) tamamlamak için bu kitabı verdik.”966 buyrulur. 

          Başka bir yerde de: “Biz iyilik sahiplerine (rahmet ve nimetlerimizi) artıracağız.”967 buyrulur.

          Başka bir âyette:

          “İyilik sâhiplerini (kınamak ve cezalandırmak için) bir yol, (sebep) yoktur”43968 buyrulur.

          Bir başka ayette de: “Kim bir iyilik yaparsa, biz onun iyiliğinin sevabını artırırız.”969 buyrulmuştur.

          Demek ki; kimin amelleri güzel ise , o, iyilerden olmakta, kimin de amelleri kötü ise o kimse, kötülerden sayılmaktadır. 

          Hasene, güzel manasına gelen “hüsün” kelimesinden türemiştir. Onun karşılığı da güzel olan Cennettir. Seyyie, (kötülük manasına gelen) “sû”dan türemiştir. Onun karşılığı da kötü bir mekan olan ateştir. Allah Teala, insan ve cinleri yaratmadan önce, cennet ve cehennemi yaratmış, cennetlik ve cehennemlik olacak kulların (ezelde takdir ederek) işlerini bitirmiştir. 

          Rasulullah (s.a.v) Efendimize: “İhsan nedir?” diye sorulunca: şöyle cevap vermiştir:

          “İhsan, Allah’ı görüyormuş gibi, O’na kulluk etmendir.”970

          Bu (hâl ve anlayış); murakabenin başlangıcıdır. Çünkü o, müşâhededen ayrı bir şeydir.

          Allah Teala, ayet-i kerimede, güzel (temiz) amelleri, (fıtrat ve niyeti) temiz kimselere has kılmış; kötü amellerle de (fıtrat ve niyeti) bozuk kimseleri mübtela kılmıştır. İlm-i ezelîde bunu tayin edip işi bitirmiş, bu konuda ki hükmü vermiş, fakat bir lütüf olarak onu gizli tutmuştur. Ayet-i Kerimede: “Çirkin ve pis ameller, bozuk tabiatlı insanlara aittir.”971 buyurmuştur.

          Âyetin tefsirinde:”Çirkin fiiller ve pis sözler, (içi ve fıtratı) bozuk kimseler içindir” denmiştir.

          Cenab-ı Hakk, ayetin devamında:

          “Temiz olan filler, temiz kimseler içindir.”972 buyurmuştur: Ayetin tefsirinde: “Güzel olan fiil ve sözler, (fıtratı ve niyeti) temiz kimselere ait ve layıktır.” denmiştir. 

          Sonra, Allah Teala, başka bir ayetinde, dostlarının son nefesteki güzel hâlleriyle, düşmanlarının kötü durumlarını haber vererek şöyle buyurmuştur:

          “Melekler, temiz niyet ve amel sahibi o kimselerin canını alırken: “Allah’ın selamı üzerinize olsun, yaptığınız (güzel) amellere karşılık olarak girin cennete” derler.”973

          Bu kimseler hakkında denilmiştir ki: “Hayatları güzellik içinde geçti, vefatları da güzel oldu. Amellerini güzel yaptılar. Ölümü de güzel buldular.”

          Allah Teala, zalimlerin hâlini de şöyle anlatır:

          “Melekler, (şirk ve isyanla) nefislerine zulmeden kimselerin canlarını alırken, (onları kınamak ve azarlamak için) kendilerine: “Ne işte idiniz (ne ile meşguldünüz)?” diye sorarlar. Onlar: “Biz, yeryüzünde zayıf düşüp (kafirlerin engellemeleri sebebiyle, dinimizi yaşamaktan) aciz kalmış kimselerdik!” derler. Melekler de: “Allah’ın arzı geniş değil miydi? Siz de oraya hicret etseydiniz ya!” derler: İşte onların varacakları yer Cehennemdir. O, ne kötü bir yerdir.”974

          Bu kimselerin amelleri ve hayatları zulmet (ve manevi karanlık) içinde geçtiği için, kabirleri karanlık, varacakları ve kalacakları yer de, zulmet ve ateş olacaktır. 

          Her kim, anlattığımız bu hâlleri, yakînen müşâhede ederse; murakabesi devamlı, muamelesi güzel olur. Evrad ve zikirleri hiç kesilmeden devam eder, hayırları çoğalır. Yakînin safiyeti ve ilâhî rahmetin artarak devam etmesinden dolayı, müşahedesi bütün eşyayı kaplar. O zaman kul, Allah Teala’nın:

          “Amel edenler, işte bunun gibisi için amel etsinler.”975 ayetinde ve: “Yarışanlar, işte bunun için yarışsınlar.”976 ayetinde ve özendirdiği kimselerden olur. Yine ayette, haklarında:

          “İşte hayırda yarış edenler ve öne geçenler bunlardır.”977 buyrulan kimselerden olur. 

          Yani, onlar, ölüme koşarlar ve vaktin boşa geçmemesi için hayırlara sarılarak sanki vakitle yarışırlar. 

          Onlar, gafilleri geride bırakıp, hevasına uyanları ileri geçmişlerdir. 

          Belki, Cenab-ı Hakk’ın hikmetini bilmeyen, ölçü ve dengesini kaybetmiş bir heva perest, kendi zannınca, bizim, ona hiçbir şey verilmediğini söyleyeceğimizi düşünebilir. Biz, hiç kimse için böyle söylemiyoruz. Biz, şunu diyoruz: Allah mümine, özellikle iki şey vermiştir. 

          1- Onu ibadet ve imana mahal yapmış,
          2- Ona nimet ve cennetini hazırlamıştır. Ancak, daha önceki ilim hikmet ve takdirine uygun olarak, herkesin fiil ve nasibini farklı yaratmıştır. O, her şeyi bilen ve her işinde hikmet sahibi olandır