|
Rivayet
edildiğine göre; Ka’bu’l-Ahbar, Hz. Ömer’e şöyle demiştir:
“Yetmiş peygamberin ameli gibi güzel amelle Allah Teala’nın
huzuruna çıkanın bile o günün dehşetinden kurtulamayacağından
korkarım.”
Seleften
birisi de şöyle demiştir: “Bir kul, dünyanın ilk gününden kıyamete
kadar, Allah’a itaat ve ibadet üzere devamlı amel etse bile; kıyamet
günü, gördüğü sarsıntı ve dehşet karşısında bunca amelini çok
az ve yetersiz bulur.”
Bir
hadiste şöyle buyrulmuştur: “Ölüm meleğinin can alışı, bin kılıç
darbesinden daha şiddetli acı verir. Eğer, bir saç tanesi ağırlığınca
ölüm acısı mahlukatın üzerine konmuş olsaydı, hepsi ölürdü.”958
Şüphesiz mahlukatla ölüm ve cennete giriş arasında yüz binlerce
musibet ve korku vardır. Her bir korku, ölüm acısını binlerce kat
artırmaktadır. Kul, bütün bu korkulardan ancak ilâhî rahmetle
kurtulabilir. Şu hâlde kul, kendisini bu korkulardan kurtaracak yüz
binlerce rahmete muhtaçtır.
Bu
rahmet, onun dünyadaki güzel amellerine karşılık olarak bahşedilir.
Çünkü her güzel ve salih amel, bir rahmetin zuhur ve tecellisine sebep
olur. Her işinde hikmet sahibi olan Allah’ın hikmeti böyle tecelli
etmekte, sonsuz rahmet sahibi Mevla’nın taksim ve tedbiri böyle
meydana gelmektedir. Çünkü salih ameller; sevap almak ve hayır karşılık
için birer yoldur. Bütün güzel hâl ve hasletler, kul için kurtuluş
olan rahmetten kaynaklanmaktadır. Her salih amele bir sevap tayin edilmiştir.
Cenab-ı Hak onun ilk meyvelerini dünyada vermektedir. Kuluna dünyada
güzel lütuf ve inayette bulunması, yarın ahirette de, rahmet ve fazlıyla
nimetini tamamlaması, Aziz ve Alim olan Allah’ın bir takdiridir.
Nitekim, ayeti kerimede:
“İyiliğin
karşılığı ancak iyiliktir.”959
buyrulmuştur.
Ayete
şu mana verilmiştir: “Allah Teala demek istiyor ki: “Kendilerine
tevhid inancını ve anlayışını ihsan ettiklerimizin karşılığı
ancak cennettir.”
Alimlerden
birisi demiştir ki: “Lâ ilâhe illallah” kelime-i tevhidinin karşılığı,
Allah Teala’nın cemaline nazar etmekten başkası değildir. Cennet
ise, salih amellerin karşılığıdır. Baksana Allah Teala, bugün
tevhitten mahrum bıraktığına cenneti haram kılıyor, dünyada İslam’la
müşerref kılmadığını ebediyyen affetmiyor. Şu ayet-i kerimede bu
manaya işaret edilerek buyrulmuştur ki:
“Kim
Allah’a şirk koşarsa, şüphesiz, Allah ona cenneti haram kılmıştır.”960
Şu
ayet de bu konudadır: “Şüphesiz kafir olanları, insanları Allah
yolundan alıkoyanları ve kafir olarak ölenleri, Allah hiçbir zaman
affetmeyecektir.”961
Bu,
muhakkak böyledir. Başka yolu yoktur.
Bir
ayet-i kerimede ise: “Kuluna takvayı veren de, mağfiret eden de
O’dur”962 buyurmuştur.
Denilmiştir
ki: “Kuluna takvayı vermeye ehil ve ehliyetli olan O’dur. Allah, kime
takvayı verdi ise , o kimse, mağfiret edilmeye ehil ve layıktır.”
Nitekim başka bir ayeti kerimede:
“Allah
onlara takvaya sarılmayı nasip etti. Zâten onlar buna layık ve onun
ehli idiler.”963
buyrulmuştur.
Bir
başka ayette de şöyle buyrulur: “Allahtan korkun (Takva üzere
olun) ki merhamet olunasınız.”964
Bir
başka müjde şöyledir:
“Allah’ın
rahmeti, iyilik sahiplerine çok yakındır.”965
Bir
başka ayette: “İyilik sahiplerine (nimetimizi) tamamlamak için bu
kitabı verdik.”966 buyrulur.
Başka
bir yerde de: “Biz iyilik sahiplerine (rahmet ve nimetlerimizi) artıracağız.”967
buyrulur.
Başka
bir âyette:
“İyilik
sâhiplerini (kınamak ve cezalandırmak için) bir yol, (sebep)
yoktur”43968 buyrulur.
Bir
başka ayette de: “Kim bir iyilik yaparsa, biz onun iyiliğinin sevabını
artırırız.”969 buyrulmuştur.
Demek
ki; kimin amelleri güzel ise , o, iyilerden olmakta, kimin de amelleri
kötü ise o kimse, kötülerden sayılmaktadır.
Hasene,
güzel manasına gelen “hüsün” kelimesinden türemiştir. Onun karşılığı
da güzel olan Cennettir. Seyyie, (kötülük manasına gelen)
“sû”dan türemiştir. Onun karşılığı da kötü bir mekan olan
ateştir. Allah Teala, insan ve cinleri yaratmadan önce, cennet ve
cehennemi yaratmış, cennetlik ve cehennemlik olacak kulların (ezelde
takdir ederek) işlerini bitirmiştir.
Rasulullah
(s.a.v) Efendimize: “İhsan nedir?” diye sorulunca: şöyle cevap
vermiştir:
“İhsan,
Allah’ı görüyormuş gibi, O’na kulluk etmendir.”970
Bu
(hâl ve anlayış); murakabenin başlangıcıdır. Çünkü o, müşâhededen
ayrı bir şeydir.
Allah
Teala, ayet-i kerimede, güzel (temiz) amelleri, (fıtrat ve niyeti) temiz
kimselere has kılmış; kötü amellerle de (fıtrat ve niyeti) bozuk
kimseleri mübtela kılmıştır. İlm-i ezelîde bunu tayin edip işi
bitirmiş, bu konuda ki hükmü vermiş, fakat bir lütüf olarak onu
gizli tutmuştur. Ayet-i Kerimede: “Çirkin ve pis ameller, bozuk
tabiatlı insanlara aittir.”971
buyurmuştur.
Âyetin
tefsirinde:”Çirkin fiiller ve pis sözler, (içi ve fıtratı) bozuk
kimseler içindir” denmiştir.
Cenab-ı
Hakk, ayetin devamında:
“Temiz
olan filler, temiz kimseler içindir.”972
buyurmuştur: Ayetin tefsirinde: “Güzel olan fiil ve sözler, (fıtratı
ve niyeti) temiz kimselere ait ve layıktır.” denmiştir.
Sonra,
Allah Teala, başka bir ayetinde, dostlarının son nefesteki güzel
hâlleriyle, düşmanlarının kötü durumlarını haber vererek şöyle
buyurmuştur:
“Melekler,
temiz niyet ve amel sahibi o kimselerin canını alırken: “Allah’ın
selamı üzerinize olsun, yaptığınız (güzel) amellere karşılık
olarak girin cennete” derler.”973
Bu
kimseler hakkında denilmiştir ki: “Hayatları güzellik içinde
geçti, vefatları da güzel oldu. Amellerini güzel yaptılar. Ölümü
de güzel buldular.”
Allah
Teala, zalimlerin hâlini de şöyle anlatır:
“Melekler,
(şirk ve isyanla) nefislerine zulmeden kimselerin canlarını alırken,
(onları kınamak ve azarlamak için) kendilerine: “Ne işte idiniz (ne
ile meşguldünüz)?” diye sorarlar. Onlar: “Biz, yeryüzünde zayıf
düşüp (kafirlerin engellemeleri sebebiyle, dinimizi yaşamaktan) aciz
kalmış kimselerdik!” derler. Melekler de: “Allah’ın arzı geniş
değil miydi? Siz de oraya hicret etseydiniz ya!” derler: İşte onların
varacakları yer Cehennemdir. O, ne kötü bir yerdir.”974
Bu
kimselerin amelleri ve hayatları zulmet (ve manevi karanlık) içinde
geçtiği için, kabirleri karanlık, varacakları ve kalacakları yer de,
zulmet ve ateş olacaktır.
Her
kim, anlattığımız bu hâlleri, yakînen müşâhede ederse; murakabesi
devamlı, muamelesi güzel olur. Evrad ve zikirleri hiç kesilmeden devam
eder, hayırları çoğalır. Yakînin safiyeti ve ilâhî rahmetin
artarak devam etmesinden dolayı, müşahedesi bütün eşyayı kaplar. O
zaman kul, Allah Teala’nın:
“Amel
edenler, işte bunun gibisi için amel etsinler.”975
ayetinde ve: “Yarışanlar, işte bunun için yarışsınlar.”976
ayetinde ve özendirdiği kimselerden olur. Yine ayette, haklarında:
“İşte
hayırda yarış edenler ve öne geçenler bunlardır.”977
buyrulan kimselerden olur.
Yani,
onlar, ölüme koşarlar ve vaktin boşa geçmemesi için hayırlara sarılarak
sanki vakitle yarışırlar.
Onlar,
gafilleri geride bırakıp, hevasına uyanları ileri geçmişlerdir.
Belki,
Cenab-ı Hakk’ın hikmetini bilmeyen, ölçü ve dengesini kaybetmiş
bir heva perest, kendi zannınca, bizim, ona hiçbir şey verilmediğini
söyleyeceğimizi düşünebilir. Biz, hiç kimse için böyle
söylemiyoruz. Biz, şunu diyoruz: Allah mümine, özellikle iki şey
vermiştir.
1-
Onu ibadet ve imana mahal yapmış,
2-
Ona nimet ve cennetini hazırlamıştır. Ancak, daha önceki ilim hikmet
ve takdirine uygun olarak, herkesin fiil ve nasibini farklı yaratmıştır.
O, her şeyi bilen ve her işinde hikmet sahibi olandır
|