|
Allah
Teala, herkesi uyararak şöyle buyurmuştur:
“Onlardan
birisine ölüm geldiğinde, der ki: “Ey Rabbim! Beni dünyaya geri
gönder de, (vaktinde yapmayıp) terk ettiğim şeylerde salih amel
edeyim.” Sonra Allah Teala ona şöyle cevap verir: “Hayır, bu onun
söylediği (olmayacak) bir laftır.”1001
Yüce
Allah, başka bir ayetinde, müminleri bu gibi hâllerden açık ve kesin
olarak nehyedip, bunu yapanın pişman ve perişan olacağını şöyle
bildirmiştir:
“Ey
İman edenler! Mallarınız ve evlatlarınız sizi Allah’ı anmaktan alıkoymasın.
Kim bunu yaparsa, onlar zarara uğrayanlardır.”1002
Yani
onlar ahirette aldanmış ve çok nimetlerden mahrum bırakılmış
kimselerdir. Çünkü onlar, yaratan ve rızık veren Yüce Allah’a karşı,
malı ve evladı tercih etmişlerdir.
Cenab-ı
Hakk ayrıca, kula verilen rızıktan infak etmesini emretmiş, imanla
infakı bir arada zikrederek bizi, bir imtihan için mal ve tasarruf
sahibi kıldığını şöyle haber vermiştir.
“Allah’a
iman edin, Rasulüne iman edin. Ve size, (ne yapacağınızı imtihan
etmek için) tasarrufunuza verdiğimiz şeylerden (Allah yolunda) infak
ediniz.”1003
Gafil
müminler, bu emrin yarısına kulak verdiler; iman ettiler, fakat infakta
bulunmadılar. Amel ehli olanlar ise, emrin tamamına kulak verdiler, onun
önemini anladılar; ona yakinen iman ettiler ve infakta bulundular. Bunu
ancak, alim olanlar anlarlar.
Allah
Teala başka bir ayetinde şöyle buyurmuştur:
“Sizden
birinize ölüm gelip de: “Rabbim, keşke benim ölümümü yakın bir
zaman kadar geciktirseydin de, infakta bulunup salihlerden olsaydım”
demeden önce, size verdiklerimizden hayırda infakta bulunun.”1004
İbnu
Abbas demiştir ki: “Bu ayet, tevhid ehli için çok ağır gelen
ayetlerden birisidir. Çünkü, aslında ecelinin tehir edilmesini ve
dünyaya geri dönmeyi arzulayan bir mümin için, Ahirette Allah katında
daha hayırlısı hazırlanmış olmalıydı.” Şu ayet de, konumuzla
ilgilidir.
“Kişi,
Allah’a itaatteki kusurumdan dolayı yazık bana!”demeden önce,
O’nun gönderdiklerinin en güzellerine tabi olunuz.”1005
Hasret,
en büyük pişmanlıktır. Telafi ve tedarik imkanı olmayan şeyi elden
kaçırmaya “hasret” denir. Allah katında kaçırılan şey, O’nun
ahirette vereceği mükafatıdır. Pişmanlık duyulan şeyin, dünya
hayatında kaçırılan nasip (amel ve hayırlar) olduğu da söylenmiştir.
Bu, fırsat kaçırma; kulun;
“Yahut
azabı, gördüğü zaman, “Keşke benim için bir kez daha (dünyaya
dönüş) olsaydı da, iyilik yapanlardan birisi olsaydım.”1006
diyeceği ana kadar devam eder.
Bu
ayet, mana olarak az öncesinde geçen:
“Rabbinize
dönünüz ve O’na teslim olunuz.”1007,
ayetine bağlıdır. Yani, O’na yönelip tevbe ediniz, tamamen O’na
teslim olunuz. Kalblerinizi, nefislerinizi ve mallarınızı O’nun taat
ve ibadetinde kullanınız, demektir. Ayetin devamı şöyledir:
“Rabbinizden,
size indirilenlerin en güzel olanına tabi olunuz.”1008
Denilmek
isteniyor ki; işlerinizde azimetlere, amellerinizde faziletlere uyunuz.
Böyle yapmak; ruhsat ve mübahlara uymaktan daha güzeldir. Mesela; zühd,
vera, havf, yakin gibi faziletler, Rabbimizin bize indirdiklerinin (ve
emrettiklerinin) en güzellerindendir.
Sonra,
Yüce Allah, pişmanlığı haber veriyor:
“Kişi,
“Allah’a karşı kulluktaki kusurumdan dolayı yazık bana!” demeden
önce, size indirilenlerin en güzeline uyunuz.”1009
Yukarıdaki
ayetle bu ayet arasında uzun bir kelam girdiği için, son ayet kısa
olarak ve manaca muradı ifade edecek şekilde zikredilmiştir. Şu ayette
de, böyle bir kısaltma ve hazif vardır:
“O
hâlde, ey insan, bundan sonra sana, dini yalanlatan şey nedir?”1010
Ayette
ifade edilmek istenen mana şudur: “Ey kendisini en güzel biçimde
yarattığımız insan! Gayb, kainat, dînî işler, hasenat ve mükafatla
ilgili bunca delil ve ispattan sonra, seni, dini ve hesap gününü
yalanlamaya sevk eden şey nedir?” Sonra Allah, bu gerçekleri
yalanlayan kulu şu kesin hükmü belirtti:
“Allah,
hükmedenlerin en iyi hükmedeni değil mi?”1011
Şu
ayette de aynı şekilde kısaltma ve hazif vardır:
“Dünyadan
nasibini de unutma.”1012
Geniş
mana şudur: Dünyadaki şu günlerinde, amel etmeyi terk etme ki yarın
ahirette, dünyadaki amellerinin karşılığı olan mükafattan nasibini
elde edebilesin. Çünkü sen, ahiretteki mükafatı ancak dünyada elde
edebilirsin.”
Sonra
bu manayı şu ayetle kuvvetlendirdi:
“Allah’ın
sana iyilik ettiği gibi, sen de iyilik et.”1013
Yani,
demek istiyor ki, Rabbinin, sana mal ve zenginlikle iyilikte bulunduğu
gibi; sen de nefsine ve fakir kardeşlerine iyilikte bulun. Bu şekilde,
dünyadan nasibini kazanır, ahirette mutlu olursun.
Yüce
Allah başka bir ayette, herkesi uyararak şu gerçeği bildiriyor: “Sonuçta,
ölüm aniden kendilerine gelince: “İşlediğimiz kusurlardan dolayı
yazık bize!” derler.”1014
Yani,
dünyada zayi ettiğimiz vakit ve amellerle, ahirette kaçırdığımız
nimet ve derecelere karşılık âh bize! Vâh hâlimize! derler.
Bir
haberde şöyle buyrulur: “Ölen herkes pişmanlık ve üzüntü
içindedir. Ölen kötü birisi ise: “Niçin amellerimi güzel yapmadım”
diye esef eder. İyi birisi ise: “Niçin daha fazla salih amel yapmadım!”
diye üzüntü çeker.”1015
Bunun
sebebi şudur: Allah Teala, kurtuluş ve selamete erenleri iki tabaka yapmıştır.
Bazıları diğerlerinden daha üstündür. Helake düşenleri de, bazısı
diğerinden daha aşağıda olacak şekilde, grup grup yapmıştır.
Amel
defterini sol tarafından alan bir kimse, nasıl, amel defterini sağ
tarafımdan alamadım, diye üzülür. Çünkü Allah Teala şöyle
buyurur:
“Herkes
kazandığına karşılık bir rehinedir. (hesabını doğru vermekle
ancak kendisini kurtarabilir) Ancak, kitabını sağ tarafından alanlar
cennettedirler.”1016
Amel
defterini sağ tarafından alan kimse, nasıl mukarrabûndan/Allah’a yakın
dostlardan olmadığına üzülür. Mukarrabûn makamındaki salih bir
mü’min, şehidlerden olmayı temenni eder. Şehid ise, sıddıklardan
olmayı arzular. O gün, gaflet ehlinin korkutulduğu hasret ve hüzün
günüdür. Bugün dünyada hiçbir hayır ve hasanatı olmayanın, sanki
ölüler gibi yaşayıp öğüt ve korkutmanın hiç fayda vermediği
kimselerin, o gün hâlleri nice olur. O günde, gafil kafirlerin hâli
hakkında Cenab-ı Hakk şöyle buyurmuştur:
“Onları,
pişmanlık ve üzüntü günü hakkında uyar. Çünkü o gün, her iş
(hayır, şer) hükme bağlanıp bitirilir. Onlar ise bundan
gafildirler.”1017
“(Kalben)
diri olanları uyarsın ve kafir olanlara da (azap) sözümüz gerçekleşsin
diye (bu Kur’an’ı Rasulümüze indirdik).”1018
“Rasulüm!
Sen ancak, (kıyamet gününden) korkan kimseyi uyarabilirsin.”1019
“Rasulüm,
sen ancak zikre (Kur’an’a) tabi olan ve görmeden, Rahman olan
Allah’dan korkan kimseyi uyarabilirsin.”1020
“(Ona
denir ki) şimdi senden (gaflet) perdeni açtık, artık, bugün gözün
keskindir (gerçeği görürsün).”1021
Yani, önceden, işlediklerini ve dünyada iken yaptıklarını
görürsün. Ayete şu mana da verilmiştir: “Gözün, amelin noksan
gelir korkusuyla mizanın diline, keskin ve pür dikkat bakar.”
Bu
ayetin öncesinde Yüce Allah, şöyle buyurmuştur:
“Ölüm
sarhoşluğu (can çekişme), gerçek olarak (herkese) gelir. O zaman
insana: “İşte bu, senin kaçıp durduğun şeydir, denir.”1022
Ayete
şöyle bir mana da verilmiştir: “Ölüm hâlindeki herkese, hakkında,
daha önce takdir edilen hüküm tahakkuk eder. O da, mü’minler için
iman ve cennet, kafirler için, küfür ve cehennemdir.”
Bu
konuda şu da söylenmiştir: “Ameller sonuçlarına göre değerlendirilir.
Ezelde verilen hükümle, sonuç arasındaki hâl ve amele itibar edilmez.
Ancak mizan haktır. Ameller hesaba çekilip tartılırken, adalet ve doğruluktan
başka bir şey olmaz. Allah Teala, dostlarına ihsanı, düşmanlarına
adaletiyle muamele edeceğine dair hükmünü vermiştir.
Dikkat!
Yaratma ve emir (her iş ve hüküm) O’na aittir.”
|