Murakabede Beşinci Makam

 

           Allah Teala, herkesi uyararak şöyle buyurmuştur:

          “Onlardan birisine ölüm geldiğinde, der ki: “Ey Rabbim! Beni dünyaya geri gönder de, (vaktinde yapmayıp) terk ettiğim şeylerde salih amel edeyim.” Sonra Allah Teala ona şöyle cevap verir: “Hayır, bu onun söylediği (olmayacak) bir laftır.”1001

          Yüce Allah, başka bir ayetinde, müminleri bu gibi hâllerden açık ve kesin olarak nehyedip, bunu yapanın pişman ve perişan olacağını şöyle bildirmiştir:

          “Ey İman edenler! Mallarınız ve evlatlarınız sizi Allah’ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa, onlar zarara uğrayanlardır.”1002

          Yani onlar ahirette aldanmış ve çok nimetlerden mahrum bırakılmış kimselerdir. Çünkü onlar, yaratan ve rızık veren Yüce Allah’a karşı, malı ve evladı tercih etmişlerdir. 

          Cenab-ı Hakk ayrıca, kula verilen rızıktan infak etmesini emretmiş, imanla infakı bir arada zikrederek bizi, bir imtihan için mal ve tasarruf sahibi kıldığını şöyle haber vermiştir.

          “Allah’a iman edin, Rasulüne iman edin. Ve size, (ne yapacağınızı imtihan etmek için) tasarrufunuza verdiğimiz şeylerden (Allah yolunda) infak ediniz.”1003 

          Gafil müminler, bu emrin yarısına kulak verdiler; iman ettiler, fakat infakta bulunmadılar. Amel ehli olanlar ise, emrin tamamına kulak verdiler, onun önemini anladılar; ona yakinen iman ettiler ve infakta bulundular. Bunu ancak, alim olanlar anlarlar.

          Allah Teala başka bir ayetinde şöyle buyurmuştur:

          “Sizden birinize ölüm gelip de: “Rabbim, keşke benim ölümümü yakın bir zaman kadar geciktirseydin de, infakta bulunup salihlerden olsaydım” demeden önce, size verdiklerimizden hayırda infakta bulunun.”1004

          İbnu Abbas demiştir ki: “Bu ayet, tevhid ehli için çok ağır gelen ayetlerden birisidir. Çünkü, aslında ecelinin tehir edilmesini ve dünyaya geri dönmeyi arzulayan bir mümin için, Ahirette Allah katında daha hayırlısı hazırlanmış olmalıydı.” Şu ayet de, konumuzla ilgilidir.

          “Kişi, Allah’a itaatteki kusurumdan dolayı yazık bana!”demeden önce, O’nun gönderdiklerinin en güzellerine tabi olunuz.”1005

          Hasret, en büyük pişmanlıktır. Telafi ve tedarik imkanı olmayan şeyi elden kaçırmaya “hasret” denir. Allah katında kaçırılan şey, O’nun ahirette vereceği mükafatıdır. Pişmanlık duyulan şeyin, dünya hayatında kaçırılan nasip (amel ve hayırlar) olduğu da söylenmiştir. Bu, fırsat kaçırma; kulun;

          “Yahut azabı, gördüğü zaman, “Keşke benim için bir kez daha (dünyaya dönüş) olsaydı da, iyilik yapanlardan birisi olsaydım.”1006 diyeceği ana kadar devam eder. 

          Bu ayet, mana olarak az öncesinde geçen:

          “Rabbinize dönünüz ve O’na teslim olunuz.”1007, ayetine bağlıdır. Yani, O’na yönelip tevbe ediniz, tamamen O’na teslim olunuz. Kalblerinizi, nefislerinizi ve mallarınızı O’nun taat ve ibadetinde kullanınız, demektir. Ayetin devamı şöyledir:

          “Rabbinizden, size indirilenlerin en güzel olanına tabi olunuz.”1008

          Denilmek isteniyor ki; işlerinizde azimetlere, amellerinizde faziletlere uyunuz. Böyle yapmak; ruhsat ve mübahlara uymaktan daha güzeldir. Mesela; zühd, vera, havf, yakin gibi faziletler, Rabbimizin bize indirdiklerinin (ve emrettiklerinin) en güzellerindendir. 

          Sonra, Yüce Allah, pişmanlığı haber veriyor:

          “Kişi, “Allah’a karşı kulluktaki kusurumdan dolayı yazık bana!” demeden önce, size indirilenlerin en güzeline uyunuz.”1009

          Yukarıdaki ayetle bu ayet arasında uzun bir kelam girdiği için, son ayet kısa olarak ve manaca muradı ifade edecek şekilde zikredilmiştir. Şu ayette de, böyle bir kısaltma ve hazif vardır:

          “O hâlde, ey insan, bundan sonra sana, dini yalanlatan şey nedir?”1010

          Ayette ifade edilmek istenen mana şudur: “Ey kendisini en güzel biçimde yarattığımız insan! Gayb, kainat, dînî işler, hasenat ve mükafatla ilgili bunca delil ve ispattan sonra, seni, dini ve hesap gününü yalanlamaya sevk eden şey nedir?” Sonra Allah, bu gerçekleri yalanlayan kulu şu kesin hükmü belirtti:

          “Allah, hükmedenlerin en iyi hükmedeni değil mi?”1011

          Şu ayette de aynı şekilde kısaltma ve hazif vardır:

          “Dünyadan nasibini de unutma.”1012

          Geniş mana şudur: Dünyadaki şu günlerinde, amel etmeyi terk etme ki yarın ahirette, dünyadaki amellerinin karşılığı olan mükafattan nasibini elde edebilesin. Çünkü sen, ahiretteki mükafatı ancak dünyada elde edebilirsin.”

          Sonra bu manayı şu ayetle kuvvetlendirdi:

          “Allah’ın sana iyilik ettiği gibi, sen de iyilik et.”1013

          Yani, demek istiyor ki, Rabbinin, sana mal ve zenginlikle iyilikte bulunduğu gibi; sen de nefsine ve fakir kardeşlerine iyilikte bulun. Bu şekilde, dünyadan nasibini kazanır, ahirette mutlu olursun.

          Yüce Allah başka bir ayette, herkesi uyararak şu gerçeği bildiriyor: “Sonuçta, ölüm aniden kendilerine gelince: “İşlediğimiz kusurlardan dolayı yazık bize!” derler.”1014

          Yani, dünyada zayi ettiğimiz vakit ve amellerle, ahirette kaçırdığımız nimet ve derecelere karşılık âh bize! Vâh hâlimize! derler.

          Bir haberde şöyle buyrulur: “Ölen herkes pişmanlık ve üzüntü içindedir. Ölen kötü birisi ise: “Niçin amellerimi güzel yapmadım” diye esef eder. İyi birisi ise: “Niçin daha fazla salih amel yapmadım!” diye üzüntü çeker.”1015

          Bunun sebebi şudur: Allah Teala, kurtuluş ve selamete erenleri iki tabaka yapmıştır. Bazıları diğerlerinden daha üstündür. Helake düşenleri de, bazısı diğerinden daha aşağıda olacak şekilde, grup grup yapmıştır.

          Amel defterini sol tarafından alan bir kimse, nasıl, amel defterini sağ tarafımdan alamadım, diye üzülür. Çünkü Allah Teala şöyle buyurur:

          “Herkes kazandığına karşılık bir rehinedir. (hesabını doğru vermekle ancak kendisini kurtarabilir) Ancak, kitabını sağ tarafından alanlar cennettedirler.”1016

          Amel defterini sağ tarafından alan kimse, nasıl mukarrabûndan/Allah’a yakın dostlardan olmadığına üzülür. Mukarrabûn makamındaki salih bir mü’min, şehidlerden olmayı temenni eder. Şehid ise, sıddıklardan olmayı arzular. O gün, gaflet ehlinin korkutulduğu hasret ve hüzün günüdür. Bugün dünyada hiçbir hayır ve hasanatı olmayanın, sanki ölüler gibi yaşayıp öğüt ve korkutmanın hiç fayda vermediği kimselerin, o gün hâlleri nice olur. O günde, gafil kafirlerin hâli hakkında Cenab-ı Hakk şöyle buyurmuştur:

          “Onları, pişmanlık ve üzüntü günü hakkında uyar. Çünkü o gün, her iş (hayır, şer) hükme bağlanıp bitirilir. Onlar ise bundan gafildirler.”1017

          “(Kalben) diri olanları uyarsın ve kafir olanlara da (azap) sözümüz gerçekleşsin diye (bu Kur’an’ı Rasulümüze indirdik).”1018

          “Rasulüm! Sen ancak, (kıyamet gününden) korkan kimseyi uyarabilirsin.”1019

          “Rasulüm, sen ancak zikre (Kur’an’a) tabi olan ve görmeden, Rahman olan Allah’dan korkan kimseyi uyarabilirsin.”1020

          “(Ona denir ki) şimdi senden (gaflet) perdeni açtık, artık, bugün gözün keskindir (gerçeği görürsün).”1021 Yani, önceden, işlediklerini ve dünyada iken yaptıklarını görürsün. Ayete şu mana da verilmiştir: “Gözün, amelin noksan gelir korkusuyla mizanın diline, keskin ve pür dikkat bakar.”

          Bu ayetin öncesinde Yüce Allah, şöyle buyurmuştur:

          “Ölüm sarhoşluğu (can çekişme), gerçek olarak (herkese) gelir. O zaman insana: “İşte bu, senin kaçıp durduğun şeydir, denir.”1022

          Ayete şöyle bir mana da verilmiştir: “Ölüm hâlindeki herkese, hakkında, daha önce takdir edilen hüküm tahakkuk eder. O da, mü’minler için iman ve cennet, kafirler için, küfür ve cehennemdir.”

          Bu konuda şu da söylenmiştir: “Ameller sonuçlarına göre değerlendirilir. Ezelde verilen hükümle, sonuç arasındaki hâl ve amele itibar edilmez. Ancak mizan haktır. Ameller hesaba çekilip tartılırken, adalet ve doğruluktan başka bir şey olmaz. Allah Teala, dostlarına ihsanı, düşmanlarına adaletiyle muamele edeceğine dair hükmünü vermiştir. 

          Dikkat! Yaratma ve emir (her iş ve hüküm) O’na aittir.”