|
Bütün
hayırlar, imandan, salih ameller de yakînden kaynaklanır. Oyun ve eğlence
türü boş işler ise kalpteki şek ve şüphenin neticesidir. Hakka
kulak verip gerçeği görmek, muttakilerin sıfatıdır. Kalp körlüğü
ve sağırlığı ise, şek içinde olmanın alametidir. Bu taksim ve sıralamayı
şu ayeti kerimelerden de anlayabiliriz. Allah Teala buyurmuştur ki:
“Onlara
de ki: “Eğer müminseniz, (bakınız hele, şu andaki) imanınız size
ne kötü şey emrediyor.”1023
Ayet, gösteriyor ki, sahih bir iman, müminlere ancak hayır ve takvayı
emreder.
O
gün, gerçeklere yakinen inanan, hakkı işitip gören ve salih amelleri
temenni edenler şöyle hayıflanırlar:
“Rabbimiz,
gördük, işittik, bizi geri döndür de iyi işler yapalım”
derler.”1024
Oyun
ve eğlence gibi boş işler içinde oyalananlar ise, ayette şöyle anlatılır
“Ama
onlar, şek ve şüphe içinde oyalanıp duruyorlar.”1025
Sonra
Allah Teala, onların yakin imandan mahrum oluşlarını şöyle
bildiriyor: “Onlar hakkı işitmeye tahammül edemezlerdi ve (onu)
görmezlerdi.”1026
Çünkü onlar, yakinen inanmıyorlardı. Kendilerine yakîn hâli, yani
bizatihi müşahede durumu gelince; (şüpheye düştükleri ve inkar
ettikleri şeyleri) gözleriyle gördüler ve işittiler: İşte o zaman:
“Biz, ölüm gelinceye kadar hesap gününü yalanlardık” diye
itirafta bulunurlar. Bunun için,Yüce Allah yakinen ahireti
gördüklerinde, gerçeği işiteceklerini şöyle haber vermektedir:
“Bize
geldikleri gün, ne güzel işitir, ne güzel görürler.”1027
Ayetlerde
hadise, çok etkileyici bir ifade tarzıyla anlatılmıştır. Herkes
için durum budur. Sen de, yakinen o güne kavuştuğunda, daha önce işitmediğini
işitir, göremediğin gerçekleri görürsün. Fakat, çoluk çocuğun
seni meşgul etti. Sen de onlarla oyalandın ve onlara takılıp hayırlardan
geri kaldın. Şayet onlardan kalbini çekip Allah’ın itaatine koşsaydın;
en hayırlı, en güzel, sonuca ulaşmış, ahı vahı olmayan bir yere sığınmış
olurdun. Allah Teala, sana, kendisine koşmanı emretti. Keşke bunu kabul
etseydin. Onlarla oyalanmaktan seni sakındırdı. Keşke bu emri
dinleseydin. Sana bunun tehlikesini açıkladı, ah bir anlasaydın. Yüce
Allah, kadınlarda yarattığı hâl ve sıfatları, aslında, kendisini
hatırlatacak bir ibret vesilesi yaptı, o sırları bir tanısaydın. Şayet
sen, O’nun zikrinin peşine düşsen, şevk ile O’na yönelsen, O’na
ulaşmayı sevsen ve arzulasan, ne kadar güzel ve hayırlı olurdu!.
Allah Teala’nın şöyle buyurduğunu işitmedin mi?:
“Her
şeyden iki çift (erkek, dişi) yarattık, ta ki düşünüp öğüt alasınız.”1028
Yani,
birbirine benzer şekillerde yarattık; ta ki, zevceleriniz sebebiyle,
Allah’ı hatırlayıp zikredesiniz ve kalbinizi onlardan çekip
Allah’a (sevilmeye ve yaklaşmaya) iştiyak duyasınız. Bunun için,
hemen bu ayetin peşinden:
“Öyleyse,
Allah’a kaçın”1029
buyrularak sevginin hedefi gösterilmiştir. Yani onlardan gönlünüzü
çekerek Allah’a koşunuz, denmek istenmiştir. Devamında da:
“Allah’la
beraber, başka bir ilah edinmeyin.”1030 buyurdu. Ayet şunu da ifade
ediyor:
O’nunla
birlikte, başka bir ilaha gönül verip, kulluk etmeyin, zevcelerinize,
taparcasına yönelerek Allah’a ortak koşmayınız. İşte, mukarrabun
makamındaki salihlerin kalb gözleriyle gördükleri ve can kulağı ile
duyup anladıkları budur. Bu anlayış gerçekleşince, Allah’ın
emirlerine icabet meydana gelir. Nitekim ayeti kerimelerde şöyle
buyrulmuştur:
“Ancak
(can kulağı ile) dinleyenler, daveti kabul eder.”1031
“İman
eden ve salih amel işleyenler, O’nun davetine icabet ederler. O da
lütfundan onlara fazlasıyla verir.”1032
Fakat,
kendisi çok uzak bir mekanda iken çağrılan kimse gibi, (haktan uzak
kalan) nasıl işitir? Kalbi iyice kilitli (ve manen ölmüş) kimse, hakkı
nasıl görür? Hiç işitmeyen, davete nasıl uyar ve görmeyen nasıl
müşahede eder!?
Rasulullah
(s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“Bir
şeyi (aşırı derecede) sevmen, (başka şeylere karşı) gözünü
kör, kulağını sağır eder.”1033
Heva/nefsin
kötü arzuları, insanı hakka karşı kör eder. Şehvet ise nasihat ve
doğru söz karşısında sahibini sağır eder. Aynı şekilde eğer
Allah Teala’yı seversen, şüphesiz O’na nazar edersin, O’na nazar
edince, artık Ondan başkasını görmez olursun. O’na yönelirsen;
emrine kulak verirsin. O’na kulak verince de, başkasından gelene kulak
tıkarsın. Eğer Allah Teala seni severse, senin gözün, kulağın,
kalbin, elin, yardımcın ve destekçin olur. Dua edersen icabet eder. İstediğinde
verir. Sen O’nun için (emir ve ibadetinde ) samimi olursan; O’da sana
dostça muamelede (bolca ihsanda) bulunur. Bir hadis-i şerifte, bu şekilde
zikredilmiştir. Sen, kendini unutup O’nunla meşgul olunca, bütün
vaktini O’na hasredince, artık, O’ndan işitir. O’na nazar eder,
O’nun huzurunda bulunmaya çalışır, O’nunla hareket edersin.
Nefsin, hevan, şehvet ve dünyan için değil, Hak için yaşarsın. İşte,
dostun dosta karşı hâli ve davranışı budur.1034
Kul,
zan ve şüpheyle değil de, aynel yakin derecesinde inanıp, yukarıda
zikrettiğimiz gibi vakit ve imkanların süratle geçtiğini düşünerek
ilahi emirlere candan kulak verince; geçirdiği ve kaçırdığı
vakitlerine karşı gam ve hüzün kendisini sarar. İlerideki
vakitlerinde, önceki pişmanlık ve hüznüne bir yenisini eklemez,
içinde bulunduğu vakitte de, sonu sevilmeyecek kötü işlerle bu pişmanlığını
devam ettirmez. Bütün sevimsiz hâllerine son verir.
Gafletten
uyanıp zararını telafi ve hâlini ıslah etmeye çalışan kimse, şu
adama benzer: Bir adam, bugün bir işi üstlenir, fakat bir gaflet yahut
uyku sebebiyle, yapmak zorunda olduğu bu işi ancak, ikindiden sonra
kendine gelip yapmaya başlar.
Bu
arada vaktinin saatlerce uzamasını yahut sabaha geri gitmesini çok
arzular. Atalet ve gevşeklikten uyanan tövbekarın hâli de böyledir.
Bu durum, ancak vakitlerin geçip gittiğini ve ölümle kaçırılan fırsatın
telafi imkanı bulunmadığını yakinen anladıktan sonra anlaşılır.
Neticede büyük bir pişmanlık ve üzüntü meydana gelir. Akıl ve
yakîn sahibi zevata göre, en emniyetli iş; kısa ömrün kalan vaktinde
hayırlarda acele edip, faziletlere koşmaktır. Çünkü; boş geçirdiği
vakitlerin telafisi ile uğraşmak, gelecek vakitte yeni bir meşgale
olacağı için, o zamanın işlerini de aksatarak ikinci bir zayiat
meydana getirecektir. Uyanık ve gayretli kimsenin hedefi, her vaktini değerlendirmek
ve her saatin hakkını vermek olmalıdır. Bunun için, yarın karşısına
bomboş çıkıp da üzülmemesi için, bu günden bütün vakit
hazinelerini güzel amel ve ibadetlerle doldurmaya çalışmalıdır. Bu,
fazlaca amel arzusuyla yaşayan ve Mevlâ’nın ibadetinde devamlı
bulunmaya rağbet eden reca ehlinin/ümit sahiplerinin yoludur. Yine bu
anlattığımız, daha önceki gafletinden kaynaklanan kusurlarını,
telafi etmeye çalışan istikamet sahibi tövbekarın makamıdır.
Ulemaca
ihtiyat ve akıllılık budur. Kulun önündeki zor ve çetin iş, Allah
Teala’nın tevfik ve yardımıyla kolaylaşır. Eğer iş, kulun beklediği
gibi, kolay ve fıtratına uygun ise, ameller, manevî derecelerin
katedilmesine, faziletlerin ve makamların elde edilmesine vesile olurlar.
|