Murakabede Altıncı Makam

 

           Bütün hayırlar, imandan, salih ameller de yakînden kaynaklanır. Oyun ve eğlence türü boş işler ise kalpteki şek ve şüphenin neticesidir. Hakka kulak verip gerçeği görmek, muttakilerin sıfatıdır. Kalp körlüğü ve sağırlığı ise, şek içinde olmanın alametidir. Bu taksim ve sıralamayı şu ayeti kerimelerden de anlayabiliriz. Allah Teala buyurmuştur ki:

          “Onlara de ki: “Eğer müminseniz, (bakınız hele, şu andaki) imanınız size ne kötü şey emrediyor.”1023 Ayet, gösteriyor ki, sahih bir iman, müminlere ancak hayır ve takvayı emreder.

          O gün, gerçeklere yakinen inanan, hakkı işitip gören ve salih amelleri temenni edenler şöyle hayıflanırlar:

          “Rabbimiz, gördük, işittik, bizi geri döndür de iyi işler yapalım” derler.”1024

          Oyun ve eğlence gibi boş işler içinde oyalananlar ise, ayette şöyle anlatılır 

          “Ama onlar, şek ve şüphe içinde oyalanıp duruyorlar.”1025

          Sonra Allah Teala, onların yakin imandan mahrum oluşlarını şöyle bildiriyor: “Onlar hakkı işitmeye tahammül edemezlerdi ve (onu) görmezlerdi.”1026 Çünkü onlar, yakinen inanmıyorlardı. Kendilerine yakîn hâli, yani bizatihi müşahede durumu gelince; (şüpheye düştükleri ve inkar ettikleri şeyleri) gözleriyle gördüler ve işittiler: İşte o zaman: “Biz, ölüm gelinceye kadar hesap gününü yalanlardık” diye itirafta bulunurlar. Bunun için,Yüce Allah yakinen ahireti gördüklerinde, gerçeği işiteceklerini şöyle haber vermektedir:

          “Bize geldikleri gün, ne güzel işitir, ne güzel görürler.”1027

          Ayetlerde hadise, çok etkileyici bir ifade tarzıyla anlatılmıştır. Herkes için durum budur. Sen de, yakinen o güne kavuştuğunda, daha önce işitmediğini işitir, göremediğin gerçekleri görürsün. Fakat, çoluk çocuğun seni meşgul etti. Sen de onlarla oyalandın ve onlara takılıp hayırlardan geri kaldın. Şayet onlardan kalbini çekip Allah’ın itaatine koşsaydın; en hayırlı, en güzel, sonuca ulaşmış, ahı vahı olmayan bir yere sığınmış olurdun. Allah Teala, sana, kendisine koşmanı emretti. Keşke bunu kabul etseydin. Onlarla oyalanmaktan seni sakındırdı. Keşke bu emri dinleseydin. Sana bunun tehlikesini açıkladı, ah bir anlasaydın. Yüce Allah, kadınlarda yarattığı hâl ve sıfatları, aslında, kendisini hatırlatacak bir ibret vesilesi yaptı, o sırları bir tanısaydın. Şayet sen, O’nun zikrinin peşine düşsen, şevk ile O’na yönelsen, O’na ulaşmayı sevsen ve arzulasan, ne kadar güzel ve hayırlı olurdu!. Allah Teala’nın şöyle buyurduğunu işitmedin mi?: 

          “Her şeyden iki çift (erkek, dişi) yarattık, ta ki düşünüp öğüt alasınız.”1028

          Yani, birbirine benzer şekillerde yarattık; ta ki, zevceleriniz sebebiyle, Allah’ı hatırlayıp zikredesiniz ve kalbinizi onlardan çekip Allah’a (sevilmeye ve yaklaşmaya) iştiyak duyasınız. Bunun için, hemen bu ayetin peşinden:

          “Öyleyse, Allah’a kaçın”1029 buyrularak sevginin hedefi gösterilmiştir. Yani onlardan gönlünüzü çekerek Allah’a koşunuz, denmek istenmiştir. Devamında da:

          “Allah’la beraber, başka bir ilah edinmeyin.”1030 buyurdu. Ayet şunu da ifade ediyor:

          O’nunla birlikte, başka bir ilaha gönül verip, kulluk etmeyin, zevcelerinize, taparcasına yönelerek Allah’a ortak koşmayınız. İşte, mukarrabun makamındaki salihlerin kalb gözleriyle gördükleri ve can kulağı ile duyup anladıkları budur. Bu anlayış gerçekleşince, Allah’ın emirlerine icabet meydana gelir. Nitekim ayeti kerimelerde şöyle buyrulmuştur: 

          “Ancak (can kulağı ile) dinleyenler, daveti kabul eder.”1031

          “İman eden ve salih amel işleyenler, O’nun davetine icabet ederler. O da lütfundan onlara fazlasıyla verir.”1032

          Fakat, kendisi çok uzak bir mekanda iken çağrılan kimse gibi, (haktan uzak kalan) nasıl işitir? Kalbi iyice kilitli (ve manen ölmüş) kimse, hakkı nasıl görür? Hiç işitmeyen, davete nasıl uyar ve görmeyen nasıl müşahede eder!?

          Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

          “Bir şeyi (aşırı derecede) sevmen, (başka şeylere karşı) gözünü kör, kulağını sağır eder.”1033

          Heva/nefsin kötü arzuları, insanı hakka karşı kör eder. Şehvet ise nasihat ve doğru söz karşısında sahibini sağır eder. Aynı şekilde eğer Allah Teala’yı seversen, şüphesiz O’na nazar edersin, O’na nazar edince, artık Ondan başkasını görmez olursun. O’na yönelirsen; emrine kulak verirsin. O’na kulak verince de, başkasından gelene kulak tıkarsın. Eğer Allah Teala seni severse, senin gözün, kulağın, kalbin, elin, yardımcın ve destekçin olur. Dua edersen icabet eder. İstediğinde verir. Sen O’nun için (emir ve ibadetinde ) samimi olursan; O’da sana dostça muamelede (bolca ihsanda) bulunur. Bir hadis-i şerifte, bu şekilde zikredilmiştir. Sen, kendini unutup O’nunla meşgul olunca, bütün vaktini O’na hasredince, artık, O’ndan işitir. O’na nazar eder, O’nun huzurunda bulunmaya çalışır, O’nunla hareket edersin. Nefsin, hevan, şehvet ve dünyan için değil, Hak için yaşarsın. İşte, dostun dosta karşı hâli ve davranışı budur.1034

          Kul, zan ve şüpheyle değil de, aynel yakin derecesinde inanıp, yukarıda zikrettiğimiz gibi vakit ve imkanların süratle geçtiğini düşünerek ilahi emirlere candan kulak verince; geçirdiği ve kaçırdığı vakitlerine karşı gam ve hüzün kendisini sarar. İlerideki vakitlerinde, önceki pişmanlık ve hüznüne bir yenisini eklemez, içinde bulunduğu vakitte de, sonu sevilmeyecek kötü işlerle bu pişmanlığını devam ettirmez. Bütün sevimsiz hâllerine son verir.

          Gafletten uyanıp zararını telafi ve hâlini ıslah etmeye çalışan kimse, şu adama benzer: Bir adam, bugün bir işi üstlenir, fakat bir gaflet yahut uyku sebebiyle, yapmak zorunda olduğu bu işi ancak, ikindiden sonra kendine gelip yapmaya başlar.

          Bu arada vaktinin saatlerce uzamasını yahut sabaha geri gitmesini çok arzular. Atalet ve gevşeklikten uyanan tövbekarın hâli de böyledir. Bu durum, ancak vakitlerin geçip gittiğini ve ölümle kaçırılan fırsatın telafi imkanı bulunmadığını yakinen anladıktan sonra anlaşılır. Neticede büyük bir pişmanlık ve üzüntü meydana gelir. Akıl ve yakîn sahibi zevata göre, en emniyetli iş; kısa ömrün kalan vaktinde hayırlarda acele edip, faziletlere koşmaktır. Çünkü; boş geçirdiği vakitlerin telafisi ile uğraşmak, gelecek vakitte yeni bir meşgale olacağı için, o zamanın işlerini de aksatarak ikinci bir zayiat meydana getirecektir. Uyanık ve gayretli kimsenin hedefi, her vaktini değerlendirmek ve her saatin hakkını vermek olmalıdır. Bunun için, yarın karşısına bomboş çıkıp da üzülmemesi için, bu günden bütün vakit hazinelerini güzel amel ve ibadetlerle doldurmaya çalışmalıdır. Bu, fazlaca amel arzusuyla yaşayan ve Mevlâ’nın ibadetinde devamlı bulunmaya rağbet eden reca ehlinin/ümit sahiplerinin yoludur. Yine bu anlattığımız, daha önceki gafletinden kaynaklanan kusurlarını, telafi etmeye çalışan istikamet sahibi tövbekarın makamıdır. 

          Ulemaca ihtiyat ve akıllılık budur. Kulun önündeki zor ve çetin iş, Allah Teala’nın tevfik ve yardımıyla kolaylaşır. Eğer iş, kulun beklediği gibi, kolay ve fıtratına uygun ise, ameller, manevî derecelerin katedilmesine, faziletlerin ve makamların elde edilmesine vesile olurlar.