|
OTUZUNCU BÖLÜM |
Kalbe gelen düşünceler hakkında Allahu Teala buyurmuştur ki: “...Nefse ve onu düzeltip şekil verene, sonra da ona günahını ve takvasını ilham etmiş olana yemin olsun ki nefsini temizleyen kurtuluşa ermiştir.”1081 Ayette ki İlham etti, nefse itaat ve isyan duygusunu verdi demektir. Diğer ayetlerde nefis ve şeytan hakkında şöyle buyrulmuştur: “Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne vesvese verdiğini biliriz.”1082 “Nefsi, onu kardeşini öldürmeye çağırdı, (o da nefsine uyarak) onu öldürdü.”1083 “De ki: İnsanların kalbine kötü şeyler fısıldayan o sinsi vesvesecinin şerrinden...Allah’a sığınırım.”1084 “Şüphesiz, şeytan sizin için bir düşmandır. Siz de onu düşman tutun. O, kendisine tabi olanları, alevli cehennem ehlinden olmaya çağırır.”1085 “Şeytan onlara galebe çalmış ve onlara Allah’ın zikrini unutturmuştur.”1086 “Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size çirkin şeyleri emreder.”1087 Allahu Teala, bize, insanın azılı düşmanı olan şeytanın şu itiraflarını bildirmiştir: “Yemin ederim ki, onları sapıtmak için senin dosdoğru yolun üzerine oturacağım. Sonra muhakkak ki onların önlerinden, arkalarından gelip kendilerini sapıtacağım.”1088 Bize ulaşan bir hadis-i şerifte, Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz şeytan, insanoğlunu haktan alıkoymak için onun yollarında oturur. Önce İslam yolunun üzerinde oturur ve ona: “Sen dinini ve babalarının dinini terkedip müslüman mı oluyorsun? Sakın İslam’a girme!” der. Müslüman olacak kimse, şeytana isyan ederek İslam’a girer. Sonra onun hicret yolunda karşısına çıkar ve kendisine: “Yerini yurdunu terkedip hicret mi ediyorsun?” der. O da şeytanı dinlemeyerek hicret eder. Sonra, cihada giderken yine yoluna çıkar ve: “Cihada mı gidiyorsun? O, bir meşakkat ve malın zayi olması demektir. Hem savaşacaksın, hem öldürülebilirsin; hanımını başkası nikahlar, malını paylaşırlar, vazgeç bu işten!” der. O da şeytanı dinlemeyerek cihada gider. Kim şeytana karşı bu şekilde davranır ve o halde ölürse, onu cennete koyması Allahu Teala’ya hak olur.”1089 Allahu Teala, bize o azılı düşmanın şu sözünü haber vermiştir: “Ve muhakkak onları saptıracağım ve elbette onları boş hayal ve kuruntularla oyalayacağım ve onlara (haram olan şeyleri) emredeceğim.”1090 -Ya Resulallah! Şeytan namazda ve Kur’an okurken bana musallat olup ibadetimi engelliyor, dedi. Efendimiz (s.a.v) de: -O, şeytandır. Ona “Hinzeb” denir. Onun sana geldiğini hissettiğin zaman, ondan Allah’a sığın ve (namazın haricinde) sol tarafına üç defa tükür, buyurdu. Osman (r.a) der ki: “Rasulullah’ın (s.a.v) söylediği gibi yaptım; Allahu Teala onu benden defetti”.1091 Yine bir hadis-i şerifte: “Kişiye abdestte vesvese vermek için musallat olan “Velhan” isminde bir şeytan vardır, ondan Allah’a sığının.”1092 buyrulmuştur. Bir diğer hadiste de: “Şüphesiz şeytan! insanoğlunun içinde, kanın damarlarda dolaşması gibi dolaşır; durur.”1093 buyrulmuştur. Meşhur bir hadis-i şerifte, Allah Rasülü (s.a.v): -Sizden her birinizin bir şeytanı vardır, buyurdu. Bunun üzerine Ashab-ı Kiram: -Sizin de şeytanınız var mıdır Ya Resulallah?, diye sorunca, Allah Rasulü (s.a.v): -Evet, benim de şeytanım var. Ancak, Allah ona karşı bana yardım etti ve teslim olup emrime girdi, buyurdu.1094 İbnu Mesud (r.a), şu haberi rivayet etmiştir: “Kalpte iki duygusal hareket vardır. Biri melekten gelir (rahmanidir), hayra yönlendirir ve hakkı tasdik eder. Diğeri de düşman olan şeytandan gelir. İnsanı kötülüğe sevkeder, hakkı yalanlar ve hayırdan alıkor”1095 Hasan-i Basrî (rah) Allahu Teala’dan, diğeri de, insanın düşmanı şeytandan gelir. Kendisine bir düşünce ve duygu geldiğinde, onu kontrol edip, Allah’tan ise kabul eden, düşmandan ise onunla mücadele edip reddeden kula Allah rahmet eylesin.” Mücahid: “Sinsi şeytanın şerrinden...”1096 ayetinin tefsirinde şöyle demiştir: “O, insanın kalbine iyice yayılıp hakim olmak ister. Kul, Yüce Allah’ı zikredince, siner, çekilir. Allah’tan gafil olunca da kalbine yayılıp hakim olur.” İkrime de demiştir ki: “Vesvese veren şeytan, erkeklerde göğüs ve gözlerde; kadınlarda ise, kadın karşıdan gelinceye kadar gözlerinde, dönüp giderken de kalçasında yerleşip vesvese verir.” Cerîr b. Abade el-Adevî demiştir ki: Ala b. Ziyad’a kalbime gelen vesveseden şikayet ettim. Bana dedi ki: “Şeytan, kalbin aralığından içeri şöyle bir bakar. Eğer orada işine yarar bir şey varsa durur, ilgilenir. Yoksa çekip gider.” Ebu Salih, Ebu Hureyre yoluyla, Rasulullah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Kul, bir günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta oluşur. Eğer kendini günahtan alıkor, istiğfar ve tövbe ederse, kalb parlar. Ama günaha devam ederse, o siyahlık artar ve sonunda kalbi tamamen kaplar. İşte bu, Allahu Teala’nın: “Asla öyle değil, fakat onların yapmış olduğu günahlar kalblerini iyice kaplamıştır.”1097 ayetinde anlatılan, kalbin kapanması ve günahla örtülmesidir.”1098 Cafer b. Berkan, Meymun b. Mihran’ın şöyle dediğini anlatmıştır: “Kul, bir günah işlediği zaman, bu günah yüzünden kalbinde siyah bir nokta oluşur. Eğer hemen tövbe ederse, o silinir yok olur. Müminin kalbi, ayna gibi parlaktır; şeytan, hangi yönden ve yoldan gelirse gelsin sahibi onu görür, tanır. Günahlara devam eden kimse ise, her günah işleyişinde kalbinde siyah bir nokta oluşur. Bu siyah nokta devam ede ede sonunda kalbi kararır. Bu durumda şeytanın hangi yönden geldiğini göremez, bilemez, olur.” Rasulullah (s.a.v) kalpleri kısımlara ayırırken şöyle buyurmuştur: “Mümin kalbi (kir ve günahlardan) tertemizdir. İçinde parlayan bir ışık vardır.”1099 Ebu Saîd el-Hudrî, Ebu Kebşetu’l-Enmarî yoluyla ve ayrıca Huzeyfe tarikiyle, Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Kalpler dört çeşittir: 1- Temiz kalp. Orada parlayan bir nur vardır. Bu, müminin kalbidir. 2- Kararmış ve ters döndürülmüş kalp. Bu, kafirin kalbidir. 3- Kılıflara konmuş ve ağzı bağlanmış kalp. Bu, münafığın kalbidir. 4- Kendi haline bırakılmış kalp. Onda iman da bulunur, nifak da. Bu kalpte iman, temiz suyun besleyip geliştirdiği yeşil bir bakla gibidir. Nifak ise, irin ve cerahatın azdırıp artırdığı yara gibidir. Bunlardan hangisi diğerinden fazla ise, kalbe o hakim olur ve hüküm ona göre verilir.”1100 Kendisinden daha güzel ve doğru söz sahibi bulunmayan Allahu Teala buyurmuştur ki: “Şüphesiz, muttakî olanlara, şeytandan bir vesvese geldiğinde, (Allah’ı hatırlayıp, geleni) iyice düşünürler ve onun (rahmâni mi, şeytâni mi olduğunu) hemen anlayıverirler.”1101 Yüce Allah, haber verdi ki, kalplerin cilası zikirdir. Kalp onun sayesinde hayrı-şerri görüp ayırt eder. Hiç şüphesiz zikrin kapısı takvadır. Kul takva sayesinde zikirde muvaffak olur. Takva da ahiret saadetinin kapısıdır. Nitekim heva/nefsin kötü arzuları da dünyaya açılan bir kapıdır. Yüce Allah, başka bir ayet-i kerimede zikri emretmiş ve onun takvanın anahtarı olduğunu bildirmiştir. Çünkü takva, günahtan korunmanın bir sebebidir. Takva; sakınıp korunmak ve şüpheli şeylerden el çekmektir. İlâhî emir şudur: “Onun içindekileri iyice hatırlayın. Belki bu şekilde (günahlardan) korunursunuz.”1102 Allahu Teala, başka ayetlerde, bütün ayet ve delillerini insanları takvaya götürmesi için açıkladığını bildirmiş ve şöyle buyurmuştur: “İşte Allah insanlara, kötülüklerden korunmaları için ayetlerini böylece açıklar.”1103 “Ey insan! Seni yaratıp düzenleyen ve dilediği şekilde terkip ederek sana dengeli bir vücut veren kerem sahibi Rabbine karşı, seni isyana sevk eden nedir?”1104 “Biz insanı en güzel şekilde yarattık.”1105 Bir başka ayet şöyledir: “İbret alasınız diye, her şeyi çift yarattık.”1106 Vücudun zahirindeki aletler/azalar ve içteki insanî özellikler, ayetlerde bahsedilen düzen, denge, çift ve en güzel sıfatta olmaya dahildir. Onlar da cismin azaları ve kalbidir. Cismin aletleri, zahiri sıfatlardır. Kalbin askerleri de, bâtinî mana ve melekelerdir. Allahu Teala, hikmetiyle onlara denge vermiş, dilediği gibi düzenlemiş, ilâhî sanatıyla güzelce şekillendirip ortaya koymuştur. Bunların ilki nefis ve ruhtur. Bu ikisi, melekle şeytanın karşılaştığı iki yerdir. Onlardan birisi takvayı ilham eder, diğeri kalbe kötü düşünceleri atar. Hikmet ve hüküm sahibi Cenab-ı Hakk’ın dilemesiyle, bâtinî alemde yerleştirilmiş olan akıl ve heva, kulun ya tevfikine, ya da sapıtmasına sebep olur. Şefkat ve rahmet sahibi Mevla’nın, kalbe tahsis ettiği iki nuranî asker vardır. Bunlar, ilim ve imandır. Onlar, kalbin hareket vasıtaları ve manevî kuvvetleridir. Kalp, sultan gibi bunların ortasında bulunur. Onlar da asker gibi etrafını çevreleyip emrini beklerler. Yahut, kalbi, cilalı bir ayna, bunları da onun etrafında bulunup hareket ve zuhuratlarıyla aynada yansıyan varlıklar olarak düşünebiliriz. Bunun sırrının açıklaması, özetle şudur: |