KALBİ HAKTAN PERDELEYEN ÜÇ ŞEY


      Sonra halk/insanlar bu perdeden başka, üç perdeyle perdelenmiştir. Bu perdelerin bazısı diğerinden daha kalındır. 

       Onlardan birisi, halkın önüne serilmiş sebepler, diğeri onları cezbeden şehvetler, bir diğeri de her gün uygulanan ve alışılan adetlerdir. Sebepler, kendilerini Hak’tan alıkor. Şehvetler insanı kendine çeker. Âdetler de onları oyalayıp durur. Bu perdelerden hangisi kalpte tesirini gösterirse -ki biri diğerine nispetle kalpte daha şiddetli tesir göstermektedir- o, şeytan için daha geniş hareket alanı olmaktadır. Şeytan, hareket alanının genişliği nispetinde kalpte hakimiyet kurar. O zaman nefis, şeytanın, kendisine kötülükleri güzel göstermesi sebebiyle kuvvetlenir ve onun vaadlerine aldanır. Sonuçta nefis, bütünüyle kula sahip olur. Nefs durmadan hevaî şeyleri emreder. Bu durumda şeytan da kulu azıtıp sapıtmak ister, mal ve evlat gibi şeylerin derdine düşürerek onu iyice kıskacı arasına alır. Böylece onu Allahu Teala’dan alıkor ve O’nun zikrini unutturur. Bu hâl, Allahu Teala’nın, şu ayeti kerimesinde kötülediği şeytanla beraberliktir:

       “Şeytan, kime yakın bir arkadaş olursa, ne kötü bir arkadaştır o!”
1222

       Şeytanın bu yakınlığı, kalbe yaptığı etki, işaret ve vesveseden öte bir şeydir. O, şeytanın, vesvese yoluyla kalbe yol bulup hakim olmasıdır. Bu durumda o, kula, nefsanî yoldaki düşüncelerini güzel gösterir, hayır amelleri tehir ettirir, Allah’ın affıyla ümitlendirir, onu uzun emelli yapar, ileride tövbe yapacağını söyler ki günahlara dalması kolay olsun. Bundan sonra kula isyana korkmadan dalması için Allah’ın mağfiretini vaadeder. Bu, onun bir aldatmasıdır. Peşinden helak ve perişanlık gelir. Nitekim ayet-i kerimede, Allahu Teala, şeytanın bu hilesini şöyle haber vermiştir:

       “Şeytan, onlara (ileride tövbeyi) vaat eder, (Onları Allah’ın mağfiretiyle) ümitlendirir. Halbuki onun bu yaptığı bir aldatmacadan başka bir şey değildir.”
1223

       Bütün bunlar, şeytanın boş düşüncesinin kul tarafından doğrulanması ve kulun hevasına uyarak ona tabi olması sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu durum, kulun ilâhî inayetten/yardımdan uzaklığını göstermektedir. Burada ayrıca, ilâhî hüküm ve dilemenin tecellisinin gözükmesiyle, Allahu Teala’nın ezeldeki ilmi ortaya çıkmaktadır. Bu, kulun bir takım sebeplerle imtihan olmasıdır ki, burada şeytan sebep olmuştur. Şu ayette de bu anlattıklarımız ifade edilmektedir:

       “Hiç şüphesiz iblis/şeytan onlar hakkındaki zannını doğru çıkardı. İnanan bir gruptan başka (hepsi) ona uydular.”
1224

       Sonra, Allahu Teala ilahi ilimdeki şu kesin hükmü açıklandı ve buyurdu ki:

       “Halbuki şeytanın onlar üzerinde hiçbir nüfuzu yoktur. Ancak, ahirette, inananı, şüphe içinde kalandan ayırt edebilelim (görelim) diye ona bu fırsatı verdik.”
1225

       Ayette belirtildi ki şeytan, kendi güç kuvvet ve dilemesiyle bizatihi bir etki ve yetkiye sahip değildir.

       Ayetteki “bilelim” ifadesi, Allahu Teala’ya izafe edildiği için, mana; “görelim” demek olur. Çünkü Allahu Teala, kulların hâlini ezelden bilmektedir.

       Aynı ifadeye “kendisine sevap ve azap verilecek şeylerin ilmini bildirelim” manası verildiği gibi, deneyelim, imtihan edelim, ortaya çıkaralım manaları da verilmiştir.

       Başka bir açıklama şudur: “Bunu müminlere bildirelim de, durum ve sonuç kendilerine belli olsun ve herkes yaptığı amelin sonucunu bilsin. İlâhî huccet hükmünü icra etsin, şeytanın yalancılığı ortaya çıksın.” 

       Nitekim ayeti kerimede şöyle buyurulmuştur:

       “Elbette Allah, doğruları ortaya çıkaracak, yalancıları da ortaya koyacaktır.”
1226

       Allahu Teala’nın kitabında geçen “bilelim”, “bilmemiz için” ifadelerinin hepsini, yukarıda açıkladığımız manalarda anlamamız gerekir. Çünkü, Allah’ın ilmi sonradan oluşmamıştır. O, varlıklar yokken ezelde onların hâlini bilmektedir. Her şey O’nun ilminden kaynaklanmakta ve ilmine göre cereyan etmektedir. Bu durumda, şeytanın kula hakimiyetini, ezelde gizlediği ilmini ortaya çıkardığı bir sebep yapmıştır. Kulların diğer zahiri fiilleri de böyledir. Ortaya çıkan her fiilden, ezeldeki ilâhî ilim ve irade ortaya çıkmaktadır. 

       Rasulullah (s.a.v) Efendimiz, bu manada şöyle buyurmuştur:

       “İlahi ilim önceden, daha sonra olacakları bilip tespit etti. (Kaderleri yazan) kalem hükümleri noktaladı. Allahu Teala tarafından, taat ehli için saadet ve isyan ehli için şekavet hükmü takdir ve tespit edilip kader işi tamamlandı.”
1227