KALBE GELEN DÜŞÜNCELERİN KISIMLARI 
VE 
İSİMLERİ

 

       Düşüncelere farklı isimler verilir. Bunları şöyle özetleyebiliriz:

       Kalpte hayırla ilgili oluşan düşüncelere kısaca ilham, şerle ilgili düşüncelere de vesvese denir. Kalpte korkulan durumlarla ilgili oluşan şeylere hassâs denir. Kalpte, hayrın kararlaştırılıp düşünülmesine niyet denir. Mübah işlerin düşünülüp tercih edilmesine ve onlara yönelmeye ümmiye ve emel denir. 

       Ahiret, ilâhî vaad ve tehditlerle ilgili hatırlamalara tezekkür ve tefekkür denir. 

       Ayne’l- yakin gaybı muayene etme şeklinde kalpte oluşan hâle müşahede denir. 

       Geçim ve dünya işleriyle ilgili nefsin düşüncelerine hemm, âdet ve şehvetlerle ilgili kalpte oluşan düşüncelere lemem denir ve bütün bu saydıklarımıza havatır ismi verilir.

       Sonra, gayb hazinelerinden kaynaklanıp kalpte etkisini gösteren düşünceler geliş derece ve etkisine göre altı çeşittir. Bunlardan üçü affedilip kul mesul tutulmaz. Diğer üçünden ise mesüldür.

       Bunlardan birincisi hemm’dir. Hemm kalpte aniden oluşan bir düşüncedir. Nefsin vesvesesinden kaynaklanır. Kul, onun şimşek gibi, aniden kalbe geldiğini hisseder. Eğer zikir ile onu defederse, kaybolup gider. Gafletle kalpte bırakırsa, yerleşir hâtır/düşünce olur. Bu, şeytandan gelen kötülükleri süsleyen bir düşüncedir. Kul, bunu kabul etmezse, çeker gider. Ona sahip çıkarsa, kuvvetlenir, vesvese olur.Vesvese, nefsin şeytanla fısıldaşması ve ona kulak vermesidir. Eğer kul, bu vesveseleri zikrullah ile defederse, şeytan siner, nefis de vesveseden vazgeçer. Bunlar, Allah’ın rahmetiyle affedilmiştir. Kul onlardan hesaba çekilmeyecektir. 

       Eğer kul, nefse, şeytanla fısıldaşmasında imkan verir, nefis de şeytana kulak vermeye uzun süre devam ederse, vesvese kuvvetlenir, sonuçta niyete dönüşür. Kul, bu niyeti, daha hayırlı bir niyet ile değiştirir, ona istiğfar ve tövbe ederse kurtulmuş olur. Aksi takdirde, o kuvvetlenir ve akd olur. Kul bu akdi tövbe ile çözüp kalbinden atarsa kurtulur. Yoksa ısrar hâlini alır ve kuvvetlenerek azim durumuna gelir ki, buna kasd denir. Bu son üçünden kul hesaba çekilir ve mesul tutulur.

       Eğer Allahu Teala, azimden sonra kula yardımda bulunup hayırda desteklerse, kul, kurtulmuş olur. Yoksa, azim, kalpte iyice yerleşir, nihayet talep ve gayrete dönüşür. Sonunda gayb ve melekût hazinelerinden gelen bu düşünceler, azalarda amel olarak ortaya çıkar ve mülk ve şehadet aleminde cismin amelleri olur. Bu ameller de ya iyiliktir, ya da kötülüktür. 

       Hemm, niyet ve azim derecesinde olan hayır düşünceler, kul için hayır kabul edilir ve hayır defterine hasenat olarak yazılır.
Kötü düşüncelerden ise, niyet, akd ve azim derecesinde olanlardan kul mesul tutulur ve bu derecede olanlar kötü niyet ve isyanda ısrar olarak kabul edilir.

       Vesvese verme konusunda şeytana nefisten başka benzeyen ve işbirliği içinde olan hiçbir varlık yoktur. Allahu Teala, şu ayet- kerimelerde vesvese vermede ikisini aynı sıfatla zikretmiştir:

       “Sinsice vesvese verenin şerrinden Allah’a sığınırım de.”
1228

       “Yemin olsun insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler verdiğini biliriz.
1229

       Allahu Teala’nın yarattığı her şeyin bir benzeri, bir de zıddı vardır. Nefsin benzeri şeytandır. Bu, ikisinin zıddı olan varlık ruhtur.

       Sonra şunu da belirtelim ki, azaların yapmış olduğu taat ve kötülükten oluşan ameller, sevap ve günah olarak düşüncelerden daha büyük ve daha ileridir. Ancak zahiri azalarla işlenmeyen, tevhid, iman, yahut şek, küfür ve bid’at gibi kalbin ameli olan ameller, bunun dışındadır. Bunlar sevap veya günah yönünden, cismin amellerinden daha büyüktür.