Kısa Kısa (Arşiv)
Abdullah b. Mes'ûd (r.a) şöyle der: "Rasûl-i Ekrem (s.a.v) eliyle bize bir çizgi çekti ve şöyle buyurdu:
"Bu Allah'ın yoludur"
Menzil.Net ( Sultanlar Diyarı )
Cumartesi, 13 Mart 2010 00:00

Çeşitli çevrelerde yıllardır yersiz bir münakaşa yapılır durur. Bazıları, sufi kelimesi üzerinde gereksiz yere tartışır. Aslında sûfi kelimesiyle anlatılmak istenen şahsiyetle, Kur’an’da övülen takva sahibi kişi (muttakî) aynı şahıstır.
Tasavvuf terbiyesinde bir mürşit elinde manevi terbiyesini tamamlayan ve takvaya ulaşıp olgun mümin olan kimseye veli ve sûfi denir.
Tasavvufa karşı çıkan gruplar, bu sıfattaki bir mümine muttaki derler ama sufi demezler.
Oysa bir şahsın, değişik kesimlerde farklı isimlerle tanıtılması tabiidir. Bu durum istismar edilmemeli, özellikle dini konularda bir fikir çatışmasına asla sebep yapılmamalı.
Özellikleri ve farklı görevleri olan kimselere, özel bir isim veya sıfat verilemez mi? Her ilim ve teknik alanında, o alanın inceliklerini ifade edecek özel tabirler, değişik kavramlar kullanılır.
O alanda ihtisas sahibi olanlar, derecelerine göre farklı isimlerle anılır. Bu tabii bir durumdur. Bu yüzden sufi ile muttaki kavramları arasında bir çelişki göstermek doğru olamaz.
Tasavvuf dinin ahlak kısmını tarif eder. Bu ilim, fıkıh ve kelam gibi müstakil bir ilimdir ve alanı çok geniştir.
Cuma, 12 Mart 2010 09:44

Bazı insanlar vardır, duyduğu her meselenin Kur’an ve sünnette geçip geçmediğini sorar. Onlarda anlatılmayan her şeyi dinin dışında sayar. Bu yaklaşım ilmi yetersizlikten kaynaklanır.
Tasavvufun manasını ve muhtevasını iyice incelemeden onu tenkit edenler ise ilkin şu soruyu sorarlar:
“Sûfî, şeyh, tasavvuf gibi kelimeler Kur’an ve sünnette geçiyor mu? Geçiyorsa göster, geçmiyorsa bunlar niye kullanılıyor? Onları dine ait bir kavram gibi göstermek doğru mu?”
Bu soruların cevabını anlamak için şu çok önemli:
Azıcık dini ilmi ve biraz insafı olan kimse bilir ki Kur’an-ı Kerim, hayatımız süresince kullandığımız bütün isim ve terimlerin bir arada toplandığı ansiklopedi değildir.
Kur’an, bir hidayet ve hakikat kitabıdır. Onda salihlerin ismi değil, sıfatları anlatılır. Kalbini Kur’an’ın emir ve yasaklarına açabilen ve ona inanan her mümin için, Kur’an’da bir ilim ve edep mevcuttur. Ondaki ilim ve edebi ancak Allah’a dost olanlar alır.
Kur’an, müminler için bir zikir sebebi ve şifa kaynağıdır. İçinde güzel ahlak anlatılmış ve müminler ona davet edilmiştir. Ayrıca, kötü sıfat ve ahlaklar zikredilip herkes onlardan sakındırılmıştır.
Kur’an, kendisiyle Yüce Allah’a ibadet edilen bir kitaptır, onunla hareket yönü belirlenir ve Cenab-ı Hakk’a gidilir.
Tasavvuf - Hadis-i Şeriflerde Tasavvuf
Cumartesi, 06 Mart 2010 10:09

Ebu Hureyre (ra) bir gün Medine çarşısına girer ve der ki:
"Ey pazarcılar! Ne kadar acizsiniz!" Pazarda bulunanlar:
"Ne var, ey Ebu Hureyre?" diye sorduklarında, Ebu Hureyre (ra) şöyle cevap verir:
"İşte Hz. Peygamberin (as) mirası taksim ediliyor, siz hala buradasınız! Gidip de nasibinizi almayacak mısınız?" Onlar:
"Nerede?" derler. Ebu Hureyre (ra) cevaben:
"Mescidde!" der. Onlar süratle çıktılar. Ebu Hureyre de (ra) geri dönene dek onları bekledi. Onlar dönünce de onlara:
"Size ne oldu?" diye sorduğunda onlar:
"Eu Ebu Hureyre! Mescide vardık, içine girdik ve orada taksim edilen hiçbir şey göremedik," diye cevap verdiler. Ebu Hureyre (ra) bunun üzerine şöyle sordu:
"Mescidde hiçbir kimseyi görmediniz mi? Onlar:
"Evet, mescidde bir kısmı namaz kılan, bir kısmı Kur'an okuyan, diğer bir kısmı da helal ve haramları müzakere eden insanlar gördük." dediler.
Bu cevaba karşılık Ebu Hureyre (ra) onlara şöyle bir ikazda bulundu:
İslam Tarihi - Peygamberimiz (s.a.v)
Perşembe, 25 Şubat 2010 12:51

İnsanlığın kurtuluşu için gönderilen son ve en büyük peygamber, Peygamberimiz Hz. Muhammed [sallallahu aleyhi vesellem] 571 yılında kamerî aylardan Rebiü'l-evvel ayının 12. gecesi doğmuştur. Milâdî takvime göre ise bu, 571 yılı Nisan ayının yirmisine rastlamaktadır. Bu mübarek geceye "Doğum günü" anlamında olan "Mevlid Kandili" denir.
Burada bir açıklama yapmak gerekirse, hicri takvim, miladi takvimden sene bazında on gün daha az olduğu için, miladi takvimle kıyaslandığında her sene on gün daha geriye geldiği düşünülmektedir. Bu durum iki takvimin birbiriyle mukayesesi sonucu ortaya çıkmakta... Hicri takvime göre bu gece, Peygamber Efendimiz'in [sallallahu aleyhi vesellem] doğum günü olan Rebiülevvel ayının 12'si...
Sayfa 1 > 17



























