Peygamber Sevgisi

Peygamber Sevgisi

Yaratılış gayemiz, dünya ve ahirette saadete ulaşmanın anahtarı, dünya hayatında elde edeceğimiz en değerli hazine Allah (c.c) ve Rasûlünü (s.a.v) tanımaktır. İman etmek, Onları sevmek, yüce Rabbimize kulluk etmek ve rızasını kazanmak en büyük nimettir.

Gerçek manada iman etmenin ve imanın kemale ermesi için Allah Rasûlü’nü (s.a.v) canımızdan çok sevmemiz gereklidir. Zira bunu Allah’ın Habibi’nin şu hadis-i şerifinden daha iyi anlıyoruz.

Ashâb-ı kiram efendilerimizden Abdullah b. Hişâm (r.a) anlatıyor:

Rasulullah (s.a.v) ile beraberdik. O sırada Hz. Peygamber Hz. Ömer’in elini tutuyordu. Bir ara Hz. Ömer (r.a):

-Ya Rasulellah! Sizi nefsim hariç, her şeyden daha çok seviyorum, dedi. Rasulullah (s.a.v):

-Hayır, Allah’a yemin ederim ki, beni nefsinden de daha fazla sevmedikçe kâmil mümin olamazsın, buyurdu. Efendimiz (s.a.v) bir müddet sukut ederek Hz. Ömer’e yöneldi, kalbine teveccüh etti. Biraz sonra Hz. Ömer (r.a):

-Vallahi şimdi sizi nefsimden de çok seviyorum.” dedi. O zaman Rasulullah (s.a.v):

“Ey Ömer! İşte şimdi imanın kâmil oldu.” buyurdu.[1]

Peygamber Efendimiz (s.a.v) başka bir hadis-i şerifinde ise şöyle buyuruyor:

“Allah’a yemin ederek söylüyorum ki, ben bir kimseye ailesinden, çoluk çocuğundan, anne babasından ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça, o kimse gerçek manada iman etmiş olmaz.”[2]

 

Gerçek Seven Tabi Olur

Yüce Mevla’mız, birçok ayet-i kerimede Onu (s.a.v) Ona tabi olmamız ve Onu sevmemiz gerektiğini bizlere bildiriyor. Ona itaat etmeyi kendine itaat kabul ediyor.[3] Kendi rıza ve sevgisini kazanmanın ve günahları affetmenin ancak Ona tabi olmakla mümkün olacağını beyan ediyor. Nitekim bir ayet-i kerimede yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor.

“(Ey Habibim!) De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.”[4]

Tasavvuf yolunun büyüklerinden Cüneyd-i Bağdâdî (k.s) ne güzel ifade ediyor:

Kimse, Allah’ın yardımı olmadan O’nun rızasına kavuşamaz. O’nun rızasına kavuşmanın yolu ise, Hz. Muhammed Mustafa’ya (s.a.v.) ve onun yoluna uymaktır.

 

Peygamber Efendimiz’i (a.s) Sevmek Nasıl Olur?

Bu sorunun cevabını da yine en güzel Rasûl-i Ekrem (s.a.v) açıklamıştır:

“Kim benim sünnetimi ihya eder (yaşayıp hayata geçirirse) beni sever beni seven de kıyamet günü cennette benimle birlikte olur!”[5]

Bu hadis-i şerifle Onu sevmenin en büyük alametinin Onun yolundan gitmek olduğunu öğreniyoruz. Cenab-ı Hakk’ın rızasını kazanmaktan ve cennette Peygamber Efendimizle beraber olmaktan daha büyük bir nimet olabilir mi?

 

Peygamber Efendimiz’i (a.s) Niçin Sevmeliyiz?

Bunu en güzel şekilde yine Peygamber Efendimiz (s.a.v) ifade etmiştir ve o şö‏ِyle buyurmuştur:

“Sizi nimetleriyle rı‎z‎ıklandı‎rı‎p g‎ıdalandı‎radı‎ğı‎ için Allah’‎ı (c.c) seviniz. Beni Allah’‎ı sevdiğiniz için seviniz. Ehl-i Beytimi de beni sevdiğiniz için seviniz.”[6]

Bu sebeple öncelikle sayısız nimetlerinden dolayı yüce Rabbimizi sevmeli, O’nu sevdiğimiz için de Peygamberimizi sevmeliyiz.

 

Onu Sevmek ve Ona Tabi Olmak İçin Bugün ne Yapabiliriz?

Tasavvuf yolunun büyüklerinden bir Allah dostu Peygamber Efendimiz’e (a.s) tam anlamıyla uymak için ne yapmamız gerektiğini bakın bize nasıl tarif ediyor.

Hz. Resulullah’ın (s.a.v.) hayatını yaşamak için ulu Sadatlara, gerçek Allah dostlarına uymak gerekir. Hz. Peygambere hakkıyla uymanın en güzel yolu Kur’an ve Sünnet üzere yaşayan sadat-ı kiramları takip etmektir. Sadatlar, kâmil mürşitler sünnet-i seniyyeyi söz olarak değil, hal olarak yaşarlar ve yayarlar.”

Bu gün bizler de Kur’an ve sünneti en güzel şekilde bilen ve yaşayan kâmil ve mükemmil bir mürşit bulup ona tabi olmalıyız ki Rabbimizi (c.c) ve Peygamber Efendimiz’i (a.s) nasıl sevmemiz gerektiğini ondan öğrenelim. Öğrendiğimizi de hayatımıza tatbik edelim, Allah ve Rasûlü’nün rızasını ve sevgisini kazanalım. Zira hadis-i şerifte “Kişi sevdiğiyle beraberdir[7] buyrulmuştur.

Dünya ve ahirette Allah ve Rasûlü (s.a.v) ile, onu sevenler ve yolundan gidenlerle beraber olma duası ve ümidiyle.

Abdullah S. Demirtaş

 


[1] Buhârî, Eyman, 3; Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 293; Aynî, Umdetü’l-Kârî’, XV, 687. (Beyrut, 1998)

[2] Buhari, İman, 8; Müslim, İman, 69-70; Nesai, İman, 19; İbnu Mace; Sünne, 9.

[3] Nisa 4/80.

[4] Âl-i İmrân, 31.

[5] Tirmizî, Menâkı‎b, 32; Hâkim, Müstedrek, III, 150

[6] Tirmizî, 2678; es-Suyûtî, Câmi‘u’s-Sağîr, 8346; Elbânî, Da‘îfu’l-Câmi, 5360.

[7] Buhari, Edeb, 96; Müslim, Birr, 50; Ebu Davud, Edeb, 113.





YORUMLAR

  1. MÜKEMMEL İLİM MERKEZİ HALİNE GELMİŞ BİRSİTE KONULAR EĞİTİCİ VE ÖĞRETİCİ MAHİYETTE HİZMET EDENLERE TEŞEKKÜR EDİYOR, SAYGILARIMI SUNUYORUM.

  2. Allah sizden razı olsun.

  3. Ne güzel bir yazı emeği geçenlerden Allah razı olsun insallah

  4. ya çok güzel ama fazla uzun

Yorum yapın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>