Kısa Kısa (Arşiv)
Enes b. Mâlik (r.a) şöyle nakleder:
"Hazret-i Ömer (r.a) bir gece devriye gezerken, bir kafilenin konakladığını görür ve onlara karşı hırsızlık yapılmasından endişe eder. O esnada Abdurrahman b. Avf (r.a) ile karşılaşır ve der ki:
Menzil.Net ( Sultanlar Diyarı )
Cuma, 12 Mart 2010 09:44

Bazı insanlar vardır, duyduğu her meselenin Kur’an ve sünnette geçip geçmediğini sorar. Onlarda anlatılmayan her şeyi dinin dışında sayar. Bu yaklaşım ilmi yetersizlikten kaynaklanır.
Tasavvufun manasını ve muhtevasını iyice incelemeden onu tenkit edenler ise ilkin şu soruyu sorarlar:
“Sûfî, şeyh, tasavvuf gibi kelimeler Kur’an ve sünnette geçiyor mu? Geçiyorsa göster, geçmiyorsa bunlar niye kullanılıyor? Onları dine ait bir kavram gibi göstermek doğru mu?”
Bu soruların cevabını anlamak için şu çok önemli:
Azıcık dini ilmi ve biraz insafı olan kimse bilir ki Kur’an-ı Kerim, hayatımız süresince kullandığımız bütün isim ve terimlerin bir arada toplandığı ansiklopedi değildir.
Kur’an, bir hidayet ve hakikat kitabıdır. Onda salihlerin ismi değil, sıfatları anlatılır. Kalbini Kur’an’ın emir ve yasaklarına açabilen ve ona inanan her mümin için, Kur’an’da bir ilim ve edep mevcuttur. Ondaki ilim ve edebi ancak Allah’a dost olanlar alır.
Kur’an, müminler için bir zikir sebebi ve şifa kaynağıdır. İçinde güzel ahlak anlatılmış ve müminler ona davet edilmiştir. Ayrıca, kötü sıfat ve ahlaklar zikredilip herkes onlardan sakındırılmıştır.
Kur’an, kendisiyle Yüce Allah’a ibadet edilen bir kitaptır, onunla hareket yönü belirlenir ve Cenab-ı Hakk’a gidilir.
Tasavvuf - Hadis-i Şeriflerde Tasavvuf
Cumartesi, 06 Mart 2010 10:09

Ebu Hureyre (ra) bir gün Medine çarşısına girer ve der ki:
"Ey pazarcılar! Ne kadar acizsiniz!" Pazarda bulunanlar:
"Ne var, ey Ebu Hureyre?" diye sorduklarında, Ebu Hureyre (ra) şöyle cevap verir:
"İşte Hz. Peygamberin (as) mirası taksim ediliyor, siz hala buradasınız! Gidip de nasibinizi almayacak mısınız?" Onlar:
"Nerede?" derler. Ebu Hureyre (ra) cevaben:
"Mescidde!" der. Onlar süratle çıktılar. Ebu Hureyre de (ra) geri dönene dek onları bekledi. Onlar dönünce de onlara:
"Size ne oldu?" diye sorduğunda onlar:
"Eu Ebu Hureyre! Mescide vardık, içine girdik ve orada taksim edilen hiçbir şey göremedik," diye cevap verdiler. Ebu Hureyre (ra) bunun üzerine şöyle sordu:
"Mescidde hiçbir kimseyi görmediniz mi? Onlar:
"Evet, mescidde bir kısmı namaz kılan, bir kısmı Kur'an okuyan, diğer bir kısmı da helal ve haramları müzakere eden insanlar gördük." dediler.
Bu cevaba karşılık Ebu Hureyre (ra) onlara şöyle bir ikazda bulundu:
İslam Tarihi - Peygamberimiz (s.a.v)
Perşembe, 25 Şubat 2010 12:51

İnsanlığın kurtuluşu için gönderilen son ve en büyük peygamber, Peygamberimiz Hz. Muhammed [sallallahu aleyhi vesellem] 571 yılında kamerî aylardan Rebiü'l-evvel ayının 12. gecesi doğmuştur. Milâdî takvime göre ise bu, 571 yılı Nisan ayının yirmisine rastlamaktadır. Bu mübarek geceye "Doğum günü" anlamında olan "Mevlid Kandili" denir.
Burada bir açıklama yapmak gerekirse, hicri takvim, miladi takvimden sene bazında on gün daha az olduğu için, miladi takvimle kıyaslandığında her sene on gün daha geriye geldiği düşünülmektedir. Bu durum iki takvimin birbiriyle mukayesesi sonucu ortaya çıkmakta... Hicri takvime göre bu gece, Peygamber Efendimiz'in [sallallahu aleyhi vesellem] doğum günü olan Rebiülevvel ayının 12'si...
İslam Tarihi - Peygamberimiz (s.a.v)
Perşembe, 25 Şubat 2010 00:00

Âlemlerin efendisi sevgililer sevgilisi Hz. Muhammed Mustafa Efendimiz (s.a.v) nurlu yüzlüydü. Mübarek çehresi dolunaydan daha parlaktı. O ne uzun ne kısaydı. Denilebilir ki uzuna yakındı. Kiminle yan yana dursa, en uzundan daha uzun görünürdü.
İki omuz arası genişti. Ten rengi parlak, kaşları gür, alnı ve iki kaşı arası gayet açıktı. Bu açıklık halis gümüş gibi parlardı. Gözlerinin siyahı tam siyah, beyazı ise çok beyazdı. Dişleri oldukça düzgün ayrı bir güzellikteydi. Sıra sıra dizilmiş gibiydi, ne çok ayrı ne birleşikti.
Âlemlerin efendisi sevgililer sevgilisi Hz. Muhammed Mustafa Efendimiz (s.a.v) insanların en güzel boyunlusuydu. Göğsü genişçeydi. Peygamberlik mührü nurlu omuzlarının arasında ve güvercin yumurtası kadar büyüklükte kırmızı bir ben rengindeydi.
Sayfa 1 > 16

























